Konum: Anasayfa » İman Esasları & Akaid » Allah (c.c) » Esmaül Hüsna

Esmaül Hüsna

Esmaül Hüsna

En Güzel İsimler O’nundur

“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin.” Araf Suresi 180

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah’ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Herkim onları sayarsa cennete girer. Allah tektir ve teki sever.”

Hadis-i Şerif Kaynak:Buhari 6348, Müslim 2677/5

Allah

Allah (Celle Celâlühü)

O’nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir
Cenab-ı Hak buyuruyor:

“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin.” (Araf,180)

Kur’an’daki Esma’ül Hüsna’dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah’ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer.

Allah tektir, teki sever.” Esmâ’ül Hüsna’nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı’nın diğer bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau’l-hüsna olarak bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle “Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah’ın adlarındandır deriz. ” Ama Allah, Rahman’ın adlarındandır” demeyiz.

Allah isimi Kur’an’da 2697 yerde geçmektedir.

Allah’ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O’nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah’dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir: İlâhî hitapta yer alan “Biz, şehadet ettik, yarattık.” gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah’ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah’ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Âdem’e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel isimler Allah’a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O’na o isimlerle dua ediniz, O’nu onlarla çağırınız veya O’nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız.

Tenbih : Kul, Allah’a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O’ndan başkasını görmemeli, O’ndan başkasına iltifat eylememeli, O’ndan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı, O’ndan başkasından korkmamalıdır.

 

Rahman (1)

Er-Rahman (Celle Celâlühü)

Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden

Allah’ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah’tan başkasına verilmesi uygun görülmez. “Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan” diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah’ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez.

Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. “Esirgeyici” olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. “Acıyan” diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız.

Rahman, “pek merhametli” şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah’ın rahmeti, sadece bir iyilik duygusundan ibâret değildir. O’nun rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde “Rahman” ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahman’ın en güzel açıklamasıdır.

Rahim

Er-Rahim (Celle Celâlühü)

Ahirette, sadece müminlere acıyan, merhamet eden

Cenab-ı Hak buyuruyor: “O Rahmân’dır ve Rahim’dir” O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.”

Rahman ve Rahim isimleri aynı kökten türetilmiştir. Her ikisi de mübalağa ifade eder. Ancak Rahman’ın Rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk’ın oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen “gafur” sıfatı ile birlikte olmak üzere “rahim” sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk’ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayettede “erhamü’r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)” tamlaması kullanılmıştır.

 

Melik

El-Melik (Celle Celâlühü)

Çok mülkü olan, her şeyin sahibi ve Malikî, onları terbiye edip yetiştiren, mülk ve güç veren

Melik yada malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. Bütün kainat Allah’ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. İnsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi bir meliklik yetkisi tanınmıştır. Herkesin belli bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah’ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir.

Kuddus

El-Kuddüs (Celle Celâlühü)

Her türlü çirkinlik, noksanlık ve ayıplardan uzak, tertemiz, bütün kemal sıfatları kendisinde toplayan, güzellik, iyilik ve faziletlerle övülen
Kuddüs, gayet mukaddes her türlü kusurdan uzak, her vasfında mükemmel, sınırlamaya ve tasvire sığmaz, hiçbir leke kabul etmez, tertemiz demektir. O,yaratıklardan her hangi birine benzemez.

Cenab-ı Hak buyuruyor: “Her türlü noksanlıklardan arınmıştır. Dengi, rakibi, eşi yoktur. İnsani sıfatlardan uzak.O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, Kuddus’tur (eksiklikten arınmıştır), selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır Allah.” Haşr Suresi 2

 

Selam

Es-Selam (Celle Celâlühü)

Eksiklik, âcizlik, hastalık, ölüm ve benzeri şeylerden salim olan kullarına güven ve selamet veren
Selâm, esenlik, barış ve mutluluğun kaynağı anlamındadır. Hastalıktan, beladan, ayıptan ve kusurdan arınmış ve her türlü eksiklikten salim olduğu gibi, kullarını da her türlü tehlikeden koruyandır.

Her selametin kaynağı, kendisi ayıbdan, kusurdan, eksiklikten, yokluktan kısacası her tehlikeden sâlim olduğu gibi, selamet umulan, selamet arayanları selamete erdirecek olan da O’dur.

Cenab-ı Hak (c.c.) her türlü eksikliklerden arınmış olduğu için bu isimle isimlenmiştir.

Selâmette olan, selâmette kılan. ‘Selâm’ kelimesi Kur’anı Kerimde 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi Haşr Suresi 23 Allah’ın ismi olarak geçmektedir.

Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. ‘Selâm’ olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü’minleri Cehennem azabından selâmette kılandır.

Mumin

El-Mü’min (Celle Celâlühü)

Yarattıklarına güven veren

Kuran’da Allah tarafından belirlenmiş olan bu sıfat, Allah’a güvenerek inanan veya kendisine güvenilen anlamına gelmektedir.

İnancın, Allah ile kul arasındaki güçlü güven bağının adıdır. Aynı zamanda Kur’an’da geçen Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. İsim Allah’a izafe edildiğinde anlam değişikliği yapılarak (ismi mef’ul) Güvenilen şeklinde anlamlandırılır.

Yılmayın ve üzülmeyin. Güveniyorsanız mutlaka kazançlısınız. Al-i İmran Suresi 139

Muheymin

El-Müheymin (Celle Celâlühü)

İnsanların bütün yaptıklarını bilen, koruyan, görüp gözeten

Görüp gözeten, her şeye şahid olan koruyan ve bekçilik eden de O’dur ve varlıkları görüp, gözeten, itaatkar kullarının sevaplarını eksiltmeden mükafatlarını veren, her şeyi varacağı noktaya ulaştırandır.

Durmadan bir şeyler yapıp eden bir varlık olan insan, her an Rabbi tarafından görüp gözetildiğini hiç unutmamalı ve o da hep Rabbine bakarak kendini denetim altında tutmalı; böylece hal ve işlerini sürekli ıslaha gayret etmelidir.

“O Allah ki, O’ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır; Mü’mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.” Haşr Suresi 23

Yüce Allah, yarattığı bütün canlıların işlerini, rızıklarını ve ecellerini bilip, muhafaza eder. Günahkar kullarının işledikleri günahları zerre miktarı kadar artırmayan, bir zerre kadar fazla ceza vermeyendir.

Aziz

El-Aziz (Celle Celâlühü)

Üstün, güçlü, kuvvetli, galip, şerefli, değerli, melik

Allah’ın mutlak hakimiyet ve üstünlüğünü ifade eder.

O hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir.

Gayet izzetli, onurlu ve şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlup edilmez, her işinde gâlibdir. Yahut eşi benzeri yoktur ve gayet yüksektir. Yani . “Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.” İhlâs Suresi 112/4 âyetinde ifade edildiği gibidir. Yahut dilediğini yapan yani Hûd Suresi 11/108. Bununla beraber alçaklığı, ahlâksızlığı, küfür, zulüm, fesad, isyan ve küfran gibi fenalıkları sevmez.

Kur’an-ı Kerim’de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna’dan diğer bir isimle beraber varid olmuştur.

 

Cebbar

El-Cebbar (Celle Celâlühü)

Emir ve yasaklarını, hüküm ve karalarını kullarına yaptırmaya gücü yeten, azgın ve zalimleri kahredici, dertlere derman olan, yaraları sarıp onaran, yaratıklarının hallerini düzelten

O yapılmasına karar verdiği şeyi, dilediğinde zorla yaptırır, düzeltir ve onarır. Ancak bundan, Cebriyye’nin dediği gibi kullara hiç irâde vermez, her emrini zorla yürütür, insanlarda ihtiyârî fiiller yoktur mânâsını da anlamamak gerekir.

Çünkü kanun yapma ile ilgili emirlerin kulların cüz’i iradeleriyle şartlı kılınmış olduğu da “Eğer siz Allah’a (O’nun dinine) yardım ederseniz (Allah da) size yardım eder.” Muhammed Suresi 47/7 gibi birçok nass ile tesbit edilmiştir. Ancak bundan şu mânâ anlaşılmalıdır ki, Allah Teâlâ birçok fiilde insana irade vermiş ve hür yaratmış olmakla beraber bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur değildir. Dilerse, dilediği anda iradelerini yok eder. Nitekim bir hadiste “Allah Teâlâ kaza ve kaderini yerine getirmeyi istediği vakit, akıl sahiplerinin akıllarını gideriverir ki, kaza ve kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara geri verir. Böylece de pişmanlık başlar.” buyurulmuştur. Dilerse onların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin aksine kendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder.

Halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzelten ve bunları yapmakta çok güçlü olandır. Allah Teâlâ dertlere derman veren, kırılanları onaran, yoksulları zengin eden, perişanlıkları yoluna koyup düzelten en yüce zâttır.

Allah’tan korkmayan, emirlerine karşı gelen asiler hiç bir zaman cezaya çarptırılmak istemezler. Ama zamanı gelince Allah’ın takdir edeceği cezayı çekmeye mecbur olurlar. Hâsılı Allah Teâlâ’nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz. Bu husus, “Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.” Al-i İmrân Suresi 3/83 âyetinde ifade edilmiştir.

Cebbâr isminde bu iki mânâdan başka iki farklı anlamın daha olduğu beyan edilmiştir. İbnü’l-Enbarî der ki: “Allah’ın sıfatlarından olan Cebbâr, kendisine erişilmez, el uzatılmaz demektir. Nitekim el yetişmeyen yüksek hurma ağacına da denilir. İbnü Abbas’dan yapılan bir rivayette de “el Cebbâr, “Melik-i azîm” yani çok büyük, azametli padişah mânâsına gelmektedir. ” Vahidi de der ki: “Bu zikredilen mânâlar, Allah Teâlâ’nın Cebbâr sıfatı hakkındadır. Halkın sıfatı olarak kullanılan Cebbâr’ın, daha başka anlamları da vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

Musallat (zorlayıcı – sataşan) demektir. “Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin…” Kâf Suresi 50/45 âyetindeki Cebbâr, bu anlamdadır.

İri cisimli mânâsınadır “Orada iri cisimli (insanlardan oluşan) bir kavim vardır…” Mâide Suresi 5/22 âyetinde de, bu anlamdadır.

Allah’a ibadet etmeyen, baş kaldıran mânâsına gelmektedir. Bu anlam da, “Beni başkaldıran bir zorba yapmadı.” Meryem Suresi 19/23 âyetinde vardır. Çok insan katleden yani “kattâl” anlamını da ifade etmektedir. Nitekim “Yakaladığınız vakit, çok katleden zorbalar gibi yakalıyorsunuz.” Şuarâ, 26/130 âyeti ile “Sen yeryüzünde katil bir zorba olmak istiyorsun.” Kasas Suresi 28/19 âyetinde de bu mânâ söz konusud

Mutekebbir

El-Mütekebbir (Celle Celâlühü)

İhtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzeh, pek yüce ve ulu

O’nun zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak: Allah’ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder.

O’nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O’nun büyüklüğünü ortaya koyar ve her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder.

Ancak, yaratıklardan bazıları, kibirlenerek, zorbalık yapmak isteyerek yahut öyle yapmak isteyenlere aşırı sevgi bağlayarak Allah’ın zikredilen sıfatlarına şirk koşuyorlar. Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir ve O, asli yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.

Çok büyük, her hususta büyüklüğünü gösteren, büyüklük, ululuk, kibriyâ, ve azâmet kendisine mahsus, kendisinin hakkı olan O’dur.. Kibirlenmek ve büyüklük taslamak yaratıkların hak ettikleri bir sıfat değildir. Onun içindir ki mütekebbir sıfatının insan için kullanımı, hoş karşılanmamıştır. Zira mütekebbir kibir gösteren, büyüklenen demektir. Halbuki yaratıklarda esasen büyüklük, ululuk yoktur; aksine aşağılık, horluk, yoksulluk ve ihtiyaç vardır. Hatta zaman olur ki bir sinek, bir mikrop bir Nemrûd’un işini bitirmeye yeter. Böylesine acizlik ve ihtiyaçtan kendilerini kurtaramayan ölümlülerin, büyüklük ve ululuk taslamaya kalkışmaları, cahillikten ve yalancılıktan başka bir şey değildir. Onun için yaratıklarda büyüklenme hoş karşılanmayan bir noksanlıktır. Fakat Allah Teâlâ zât, sıfat ve fiillerinde büyüklüğün, yüceliğin ve kudsiyyetin her nev’ini toplamıştır. O’nun bu yücelik ve büyüklüğünü göstermesi, hem hiçbir ortaklık kabul etmeyen hakkı, hem de kendisinin celâl ve cemâl sıfatlarını kullarına tanıtmak, onları bilgilendirmek ve huşû ile saadete götürmek gibi, büyük bir lütuf ve yardım gösterdiği için son derece güzel bir sıfattır.

Halik

El-Halık (Celle Celâlühü)

Her şeyi yaratan

Allahu Teâlâ her şeyin Halikidir ve bu O’nun subuti sıfatlarındandır. O’ndan başkası için bu sıfat kullanılamaz.

Bütün mükevvenat ve bunun içinde insan, Cenab-ı Hakk’ın yaratmayı sürekli tazeleyip yürütmesine, her an tazelenen oluş gerçeğine muhtaçtır ve yaratış vakıasına devamlı konu olmaktadır. Allah’ın yaratışı, sadece var edip ortaya çıkarmaktan, yani hayatın yalnızca başlangıç safhasına ilişkin – zaman ve konu yönünden sınırlı, belirli- bir özellik olmaktan ibaret kalmayıp sürekli cari olan bir gerçektir.

Hâlık’tır diğerleri ise mahluktur. “Halk” fiili, iki mânâ ifade eder.

Birincisi, takdir etmek, yani bütün açıklığı ile eşyanın miktar ve derecelerini tayin etmektir. Bir şeyi bütünüyle takdir etmek, onun eşyâ arasındaki miktar ve derecesini tamamiyle bilmeye bağlıdır. Bu takdir mânâsı itibâriyledir ki halk, ekseriya miktar ve sayısı bulunan şeylerde kullanılır.

İkincisi ise, yok olan şeye varlık vermek, hiçbir asıl ve örneği yokken icad etmektir. Bazan bir şeyden başka bir şeyi ortaya çıkarmak mânâsı da verilebilir. Ancak bu mânâya daha çok icad tabir edilir. Yaratıklara nisbet edilen hiçbir sanat, Allah Teâlâ’nın takdir buyurduğu keşf ve icad mahiyyetinden ileri geçemez. Çünkü mahluk, fiilerinin ayrıntısını takdir edemez ve bir atom bile yapamaz. Böyle bir yaratma sonsuz ilim ve kudrete bağlıdır. Mahluk ise bundan ancak sınırlı kısmını elde edebilir. Herşeyi tam anlamıyla takdir ve icad ederek yaratan Ancak Allah Teâlâ’dır.

Bari

El-Bari (Celle Celâlühü)

Yaratan, örneği olmadan varlıkları îcat eden

Cenab-ı Hak buyuruyor: “O Allah ki, Yaratan’dır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.“ Haşr Suresi 24

Bâri’dir. Yani öyle temiz yaratıcı ki yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizam üzere seçip düzenleyerek ve tamamlayarak birbirinden farklı özelliklerle yaratır.

Cenab-ı Hak ne yaratmışsa düzenli bir şekilde yaratmıştır. Dikkat edilecek olursa yaratılan her eşya ve insanın diğer mahluklarlarla bir ilgi ve bir bağlantısı bulunuyor. Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir. Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır. Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır. Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmek, O’nun aynı zamanda Bâri olduğunu da kabul etmektir. Allah’ın yaratıcı ve Bâri olduğunu kabul eden, kendisinini daima bir halden bir hale geçtiğini ve sonuçta bu varlığının mutlaka son bulacağına inanır. Bu inanç ona, Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmasını sağlar. Olayların gerçek yaratıcısının Allah olduğunu bilen kimse, meydana gelen olaylardan derinden etkilenmez, kalbini derin üzüntüler sarmaz, sırlarının bilinmesinden korkmaz. O’nun yasaklarından şiddetle kaçınır ve daima O’na sığınarak korunur.Bu ismi bilen, her şeyin Allah elinde olduğunu ve O’nun emriyle gerçekleştiini bilir. O’ndan başka yaratıcının olmadığını anlar. O’nun bütün emir ve yasaklarını samimiyetle uygular.

 

Musavvir

El-Musavvir (Celle Celâlühü)

Yarattıklarına şekil ve özellik veren

Allah’ın varlıkları, onların her birinin hüviyetini şeklen ortaya koyan ve açığa çıkaran bir özellikle yarattığını ifade eder.

Cenab-ı Hakk takdir eden ve yaratmayı murad ettiği şeyi varlık planına çıkaran olduğu gibi; aynı zamanda, yarattığı her şeyi bir suret çizerek biçimlendiren ve böylece de her bir şeye ayrı bir hususiyet verendir. Ve bu husus canlı ve cansız bütün varlıklar için geçerlidir. Bu sayede varlıkları birbirinden ayırabiliyoruz.

Yaratıkların suretlerini ve hallerini takdir edip, dilediği şekilde icad ederek tasvir eden ancak O’dur. Nitekim bu husus şu âyetlerde ifade edilmektedir.

“Rahîmlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur.” Al-i İmrân Suresi 3/6,

“O (Rab) ki seni yarattı, sana düzen verdi, ölçülü bir biçim verdi. Dilediği surette seni terkib etti.” İnfitâr Suresi 82/7,8

Rağıb der ki: “Suret, varlığın kendisiyle nakışlanıp diğerlerinden farkedildiği şeydir. Bu da iki kısımdır. Birincisi, hissedilen surettir ki, onu hem sıradan hem seçkin insanlar, hatta hayvanlardan birçoğu da idrak eder. Mesela görülen bir hayvanın sureti gibi. Biri de makul olan surettir ki, bunu bütün insanlar değil ancak seçkinler anlar. Mesela, insana mahsus olan akıl, düşünce ve eşyanın birbirlerine nazaran hususiyetlerini ifade eden mânâlar gibi ki, “Sizi yarattık, sonra size biçim verdik…” A’râf Suresi 7/11 şeklindeki âyetlerde iki surete de işaret edilmiştir.”

Gaffar

El-Gaffar (Celle Celâlühü)

Çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar çok olursa olsun yine bağışlayan

Günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok bağışlayandır. Cenab-ı Hak buyuruyor: “Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.”

“Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup sonra da doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.” Taha Suresi 82

“De ki: “Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” Zümer Suresi 53

Gaffar, kulların günahlarını örtmede mübalağa edendir. Öyle ki, bu günahları ne dünyada ne de ahirette ortaya çıkarmaz. Mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında bulunmalıdır. Müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, Allah’ın azabından güven içersinde olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah’ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir namazının son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda “Ya Rabb; rahmetini umar, azabından korkarız” diye dua edilmektedir.

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” Bu âyetin, Kur’ân’da en ümitli âyet olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat edilmesi gerekir ki, bu ümit, günaha teşvik için değil, en günahkar kimseleri bile bir an önce tevbe edip Allah’a yönelmeye teşvik için olduğu hemen peşinden gelen iki âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yüce Allah, bu dünyada güzellikleri ortaya çıkaran, çirkinlikleri ve günahları örten, ahirette ise bu çirkinlikleri cezalandırmaktan vazgeçip onları bağışlayandır.

Hz.Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) Rabbinden naklen buyururlar ki: “Bir kul günah işledi ve: “Ya Rabbi günahımı affet!” dedi. Hak Teâla da: “Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: “Ey Rabbim günahımı affet!” der. Alllah Teâla Hazretleri de: “Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: “Ey Rabbim beni affeyle!” der. Allah Teâla da: “Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!” buyurdu.”

Kahhar

El-Kahhar (Celle Celâlühü)

Yenilmeyen, daima galip gelen

Allah’ın her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olması, en zorlu zalimlerin bile O’na boyun eğmek mecburiyetinde oldukları, hükmünün dışına çıkamayacağı anlamına gelen ismidir.

Kul, Rabbinin herşeye galip ve hakim olduğunu, ahirette sadece O’na hesap vereceğini, yaratıklardan hiçbirinin, O’nun hükmünün dışına çıkamayacağını bilmeli, O’na ortak koşmaktan sakınmalıdır.

Vehhab

El-Vehhab (Celle Celâlühü)

Karşılıksız çok nimet veren, ikram ve ihsanda devamlı olan lütfu,, ihsanı ve rahmeti bütün kulları kuşatan

Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan ve Sonu gelmeyen bağışların sahibidir.

Yaratılışdan varlık alanına çıkışından itibaren insan sürekli nimetlendirilmiş, daima lütuf ve ikramlara mazhar olmuştur. İşte bütün bunlar tesadüfen olmuyor; şuursuz ve rastgele yürüyen bir yapının sonucu ortaya çıkmış bulunmmuyor. Ziyadesiyle bağışta bulunan çok cömert bir Vehhab’ın lütfunu gösteriyor. Ve insanı, kendisine yapılan ikramlara bakarak onun sahibini anlamaya çağırıyor.

Rezzak

Er-Rezzak (Celle Celâlühü)

Bol nimet, maddî ve manevî rızık veren

Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah Teala’dır. O’ndan başka rızık veren yoktur. Eğer Allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Kulun, her istediğini talep etmede helal yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır. Sebeplerine yapıştıktan sonra, rızkları taksim eden Allah’ın taksimine razı olup kanaat getirmek ve O’na şükür etmek ve hamd etmek lazımdır. Allah’ın kendi hazinesinden kendisine verdiğini ne israf etmeli, ne de cimrilik etmeli, orta bir yol tutmalıdır.

Fettah

El-Fettah (Celle Celâlühü)

En âdil hüküm veren iyilik kapılarını açan

Taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve rahmet kapılarını açan O’dur.

Silah gücü, kelime cambazlığı ve basit mantık oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir, dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına yakalananlar gerçeği anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın arasını ‘el-Fettâh’ olan Rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş işten geçmiş olacak. Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açandır. Göğüslerdeki iki kapı kapanınca ise acı-tatlı, yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan O’dur.

Alim

El-Alim (Celle Celâlühü)

Her şeyi çok iyi bilen, anlayan ve tanıyan

Allah’ın bilgisine sınır yoktur. O her şeyi bilir. Olmuşları olduğu gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir.

Hiç bir şey ilminin dışında değildir. Yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip olabilirler. Ötesini bilemezler. İnsanların bilgisi tam ve mutlak değildir; istikbali bilmekte tamamen acz içersindedirler.

Oysa Allah’ın bilgisi mekanla kayıtlı olmadığı gibi zamanla da kayıtlı değildir.

Kabid

El-Kabid (Celle Celâlühü)

Dilediğine rızkı daraltan, ölüm zamanı gelenlerin ruhlarını kabzeden

Bütün canlılara hayat veren, ölüm anında varlıkların ruhlarını kabzeden O’dur.

Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de Allah’dır. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken zengin olanları, Mekke’de zayıf görüldüğü halde Medine’de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü’minlerin efendisi olanları, Yusuf (a.s.) gibi hapishaneden Mısır’a sultan olanları, Ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz Muhammed (s.a.v.)’i yaratan O’dur.

Kabid ve Basıt’e iman eden bir mü’min haksız insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak birini daraltırken, haklıların dışını ve içini genişletir. Zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır.

Basit

El-Basit (Celle Celâlühü)

Dilediğine rızkı bol veren

Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan anlamına gelir.

Yaratıkların hayatı, Allah’ın kudret elindedir. O istediği kulundan ihsan ettiği serveti evlad, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir, istediği kulunada yepyeni bir hayat, neşe ve rızk bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan buyurmuştur.

Hafid

El-Hafid (Celle Celâlühü)

Şan, şeret ve itibar bakımından kâfirleri alçaltan, değersiz yapan, cezalandıran

Dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan O’dur.

Kendisini tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen, asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar. Sebep bizzat kendileridir; haklarında Allah’ın geçerli kanunu işlemiş ve suçu oldukları için buna muhatap olmuşlardır.

Rafi

Er-Rafi (Celle Celâlühü)

Peygamber ve müminlerin itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten

Allah’ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını ifade eder.

Kur’an-ı kerim’de isim olarak yer almayan Râfi, esmâ-i hüsnâyı sayan hadiste (Tirmiz, Da’vaat, 82) geçmektedir. Yükselmek isteyen O’nun rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini ortaya koymalıdırlar. Zira O dilemedikten sonra kimse kendiliğinden yükselemez.

Muizz

El-Mu’izz (Celle Celâlühü)

İzzet ve şeref, güç ve kuvvet, itibar ve şeref veren, aziz yapan

Allah’ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini ifade eder. İnsanları hidayeti onurlandırdığı için Müiz adı da ancak O’na mahsustur.

Genellikle halk arasında izzetle kibir birbirine karıştırılır. İzzet, bir insanı kendi derecesini şerefini bilmesi, onu geçici şeyler için harcamaması, değerini koruması ve hakarete maruz bırakmamasıdır. Kibir ise, insanın kendi derecesini bilmemesi ve onu gerçek mertebesinin üstünde tutmasıdır.

Allah azizdir, O’nun her şeye güzü yeter. O dilediğini yükseltir. Gücü hiç bir sınırlamaya tabi değildir.

Muzil

El-Müzill (Celle Celâlühü)

Boyun eğdiren, zelil eden, alçaltan

Herhangi bir konuda yetki ve söz sahibi kişilerin bu durumlarını yitirmeleri ve itibarlarını tamamen kaybederek haysiyetsiz duruma düşmeleri Müzill isminin tecellisidir.

Zillet, izzetin aksidir. Yüce Allah kullarından dilediğine izzet verir, dilediğine de zillet verir.

Bu isim asıl ahirette tecelli edecektir. O gün zillet içinde bırakılanlar artık telafisi mümkün olmayan bir perişanlığa mahkum olmuşlardır. Kafirlerin, nankörlerin ve mücrimlerin seçtikleri yol budur. Kurtuluş sadece iman ve teslimiyet ile mümkündür.

Semi

Es-Semi (Celle Celâlühü)

Her sözü, bütün konuşulanları en iyi işiten, duyan

İster gizlensin ister açıkça söylensin, gizliyi, fısıltıyı bile işitendir. O’nun işitmesi yaratıklarında olduğu gibi işitmek için bir organı, kulağı veya onun kısımlarından birini gerektirmez. Çünkü Allah bir cisim olmaktan münezzehtir.

Bu sıfat İslam bilginlerince Allah’a sübûtu zaruri bulunmuş ve isbatı için akıldan delil getirmeye bile gerek görülmemiştir.

Basir

El-Basir (Celle Celâlühü)

Aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi gören

Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz.

Allah’ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür, duyar, bilir.

İbadette ihlas, kulun Allah’ı görmemesine rağmen, Allah’ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.

Hakem

El-Hakem (Celle Celâlühü)

Hüküm veren, son kararı veren

Cenab-ı Hak Buyuruyor:

“Allah size Kitab’ı açık açık indirmişken O’ndan başka bir hakem mi isteyeyim?” Enam Suresi 114

“Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.” Araf Suresi 87

“Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin.” Zümer Suresi 46

Allah’ın bu ismi, bütün üstün sıfatları ve güzel isimleri içine almaktadır. Çünkü işitmeyen, görmeyen ve haberi olmayan birinin Hakem olması mümkün değildir. O, bu dünyada ve ahirette açık ve gizli olarak kulları arasında hüküm verendir. Verdiği emirlerin, koyduğu yasaların, icra ettiği hükümlerin, varlıklar üzerinde sözlü vefiili olarak uyguladığı kararların hepsi O’nun gerçek hakim olduğunu göstermektedir.

Hakem ismi, O’nun zati sıfatlarındadır. Hüküm verme yetkisi sadece Allah’a aittir. Hükmü elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü kimsenin bozamayacağı yegane merci O’dur. Kimseye zerre miktarı kadar haksızlık yapmaz. Kimseye günahından fazla ceza vermez. Allah’ın hükmüne karşı, hükmüne müracaat edilebilecek hiçbir hakem tasavvur olunamayacağı gibi, ilâhî hükmü anlamak ve tebliğ etmek için de diğer âyetlerin, mucizelerin delaleti, icazı, kitabın mucizesi kadar kuvvetli, açık ve tafsilatlı değildir. Kul hüküm yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğuna inanmadıkça iman etmiş sayılmaz.

Her müslüman, Allah’tan başka Hakim ve Hakem olmadığını, O’nun bütün fiillerinin dava ve hüküm; bütün sözlerinin hikmet ve vasiyetler olduğunu, peygamberlerin hikmet kaynağı ve hikmet ehli kimseler olduğunu, Allah’ın yalnız onlara hüküm verme yetkisi verdiğini, peygamberlerin dışında herkesin onlara uyması gerektiğini bilmelidir.

Her müslüman, Allah’ın hükümleriyle hükmeden bir mahkemeye çağırıldığı zaman bu çağrıya cevap vermek ve aleyhinde bir hüküm çıkması halinde buna uymak zorundadır. aksi halde zulmedenlerden olur.

Hakim ve yöneticiler, Allah’ın çizdiği sınırların dışına çıkmamalı ve koyduğu yasaları çiğnememelidir. İnsanlar arasında adil davranmalı, kimseye ayrıcalık tanımamalıdır. Aleyhlerinde bile olsa doğruluktan ayrılmamalı ve hak ile hüküm vermelidirler.

Adl

El-Adl (Celle Celâlühü)

Adil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi hak ve doğru olan

Adalet, zulmün zıddıdır. Zulüm kelimesinde; incitme, can yakma mânası vardır. Zulmetmiyerek herkese hakkını vermek ve her şey’i akıl ve mantığa, hikmet ve maslahata uygun olarak yapmak da adalet demektir. Allah Teâlâ Âdil’dir. Zâlimleri sevmez. Zâlimlerle düşüp kalkanları ve hattâ sadece uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez.

“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır…” En’am Suresi 115

Allah bütün söz ve fiillerinde mutlak adalet sahibidir. O’nun kararı doğru, hükmü adildir. Nimet ve ihsanını dilediğine verir veya vermez. Aziz veya zelil kılar, yükseltir veya alçaltır, ikram eder veya etmez, hemen yapar veya veya erteler, yarar sağlar veya zarar verir, korur veya korumaz, zengin veya fakir yapar, sağlık verir veya hastalandırır, bela verir veya beladan muaf tutar. Allah, bütün bunları mutlak iktidar sahibi sahibi olması nedeniyle dilediği şekilde, verdiği karara göre yapar. Eğer Allah, peygamber ve nebilerin, kendisine en yakın meleklerin ve salih kulların da aralarında bulunduğu bütün varlıklara, isyankar ve inkarcılara azap ettiği gibi azap etse bu O’nun adaletinden sayılır.

Allah’ın bütün herkese azap etmesi adaletinden, merhamet etmesi fazlından, onları iki guruba ayırması da hikmetindendir. Bu yüzden bazı âlimler şöyle söylemişlerdir: “Allah’ın adaletinden Allah’a sığınırız. O’ndan ihsan ve keremini isteriz, hikmetinin de iyi yönünü talep ederiz.”

Her müslüman, Allah’tan başka mutlak adalet sahibi kimsenin olmadığını, her adil sahibinin ve uyguladığı adaletinin Allah’tan geldiğini, O’ndan olmayan her hükmün zulüm ve bâtıl olduğunu bilmelidir. Sonra da Allah’ın kendisi için takdir ettiği ve uyguladığı (kaza)her şeyi kabullenmeli ve içtenlikle O’na teslim olmalıdır. Bütün sözlerinde, fiillerinde ve hükümlerinde hiç bir zaman adaletten ayrılmamalıdır.

Latif

El-Latif (Celle Celâlühü)

Yarattıklarına karşı yumuşak davranan, çok merhametli, çok lütufkâr, ihsan sahibi, insanlara hak ettiklerinden fazlasını veren her şeyin detayını, sırlarını en iyi bilen, işleri çok hassas düzenleyen, gözle görülmeyen

Allah Teâlâ Lâtîf’dir. En ince şeyleri bilir. Çünkü onları yaratan O’dur. Nasıl yapıldığı bilinmiyen, gizli olan en ince şeyleri yapar.

Allah kullarına karşı lütuf sahibidir. Kulluğunu bilen, vazifesini doğru yapan kullarına çok lütufkârdır. Onları çeşitli lütuflarla öyle mutlu kılar ki akıllar onu kavramaktan acizdir. Her dilediğini bir şekilde rızıklandırır. Kullarından her birini büyük hikmeti içeren “dilemesi”ne göre bir çeşit lütuf ile seçkin kılar. Ve öyle güçlü, öyle azizdir ki her şeye ve herkese karşı dilediği gibi iradesini uygulamaya, vaadini yerine getirmeye kadir ve hiçbir sebep ve şekilde mağlup edilmez, her yönden galiptir. Onun için dinini doğru tutan kullarını o korkunç “saat” geldiği zaman perişan etmez, kuvvet ve izzetiyle türlü lütuflarından nasiplendirir.

“Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.” Şura Suresi 19

Habir

El-Habir (Celle Celâlühü)

Her şeyden haberdar olan, gizli âşikâr her şeyi bilen, haber veren

En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün eşya ve hâdiselerden Allah haberdardır. Onun haberi olmadan hiçbir hâdise cereyan etmez.

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görülmeyen esrarını) bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.” Hucurât Suresi 18

Yerde ve gökte daha bilmediğimiz birçok alemlerde ne kadar varlıklar varsa onların bütün hareketlerinden Hz.Allah haberdardır. O’nun haberi olmadık hiçbir şey mevcut değildir.

“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” Mülk Suresi 14

Halim

El-Halim (Celle Celâlühü)

Çok sakin, hemen öfkelenmeyen, kızmayan, heyecanlanmayan, acele etmeyen hoşgörülü, teenni ile hareke eden

Allah Teâlâ Halîm’dir. Her günah işleyeni hemen cezalandırmaz. Hışım ve gazabda acele etmez, mühlet verir. Bu mühlet içinde yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri afveder. Israr edenler hakkında, hüküm artık kendisine kalmıştır.

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, O’nu (Allah’ı) tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, Halîm’dir çok bağışlayandır.” İsrâ Suresi 44

Halim kelimesi Kur’an’ın 15 yerinde geçmekte olup bunlardan on birinde Allah’a izafe edilmiştir. “el-Halim” kelimesi tek başına kullanılmayıp altı ayette “bütün günahları bağışlayan” anlamındaki “el-Gafûr”, üç ayette “hakkıyla bilen” anlamındaki “el-Alim”, bir ayette “her şeyden müstağni olan, kendi dışındaki her şeyin O’na muhtaç olduğu varlık” anlamındaki “el-Gani”, bir ayette de “az iyiliğe çok mükafat veren” anlamındaki “eş-Şekür” ismiyle birlikte anılmıştır.

“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” Şura Suresi 40

Azim

El-Azim (Celle Celâlühü)

Zatı, isim, sıfat ve fiilleri itibariyle pek ulu, büyük, yüce

Azîm, pek azametli, pek büyük, zatının ve sıfatının mahiyeti çok yüce olan, aklın, hakîkatinin künhünü ihâtadan âciz kaldığı Yüce Zât demektir.

“O halde Azîm (pek yüce olan) Rabbini ismi ile (“Subhâne Rabbiyel Azîm” diyerek) tesbih et!” Vâkıâ Suresi 96

Cenab-ı Hak azimdir. Fakat O’nun azameti ancak kendine malumdur. Kullar O’nun büyüklüğünü tam olarak anlayamaz. Her namazın tesbihini çekmeden evvel okuduğumuz ayetel kürsünün sonunda “Vehüvel aliyyül azim” denir. İşte burada Allah’ın azameti, büyüklüğünün ne kadar sonsuz olduğunun düşünülmesi istenir.

“O, yücedir, büyüktür.” Bakara Suresi 255

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O yücedir, uludur.” Şura Suresi 4

Gafur

El-Gafur (Celle Celâlühü)

Çok affeden, çok bağışlayan

Allah Teâlâ’nın mağfireti çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örter, meydana çıkarıp da sâhibini rezîl etmez.

Kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. İnsanların görmediği bâzı şeyleri melekût âlemi sâkinleri görürler. Gafûr ism-i şerîfi, kusurların onların gözünden de gizlenmesini ifade eder.

“O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah’tandır ki. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.” Mümin Suresi 3

“Dikkat et! O, azizdir ve çok bağışlayandır.” Zümer Suresi 5

“Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” Hicr Suresi 49

Gafur ism-i şerifi, Kur’ân-ı Kerîm’de en çok geçen isimlerden biri olup, 20 âyette tek başına; 71 âyette de “Rahîm” ismi ile birlikte olmak üzere, toplam 91 âyette kullanılmıştır.

Sekur

Eş-Şekur (Celle Celâlühü)

İbadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren, az çok her itaati ödüllendiren

Az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden demektir. Bu mânaya Allah’dan başka hakikî sâhip yoktur

“Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah Şekûr (çok mükâfat verendir), Halîm’dir.” Tegâbün Suresi 17

“Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah Şâkir’dir (iyiliğin karşılığını kat kat verendir), o Alîm’dir (her şeyi bilendir).” Bakara sûresi, 158

“Ey Rabb’im! Sana nasıl şükredeyim ki? Benim şükrüm bile senin bir nimetindir” Hz. Davud a.s.

Kullarına, onlar tarafından şükrü ifade edilen nimetleri artıracağına dair Allah’ın kesin vaadi vardır. Şükür yolunu tutanlar; kendilerine gelmiş olan nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah’tan olduğunu itiraf ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakarlar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, nimeti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertib eden ancak Allah’tır.

Aliyy

El-Aliyy (Celle Celâlühü)

Şanı, şerefi, izzeti ve kudreti yüce olan

Kur’ân-ı Kerîm’in seksen yedinci sûresi A’lâ sûresidir! Bu sûre, Rahmân sûresinin, Allah Teâlâ’nın bir ismi olan Rahmân, ismi ile başlayışı gibi “Aliyy” ism-i şerifi zikredilerek başlar. Bu sûrenin ilk ayetinde Yüce Allah, Hz. Peygambere (s.a.s.) hitab ederek, “Rabbinin yüce adını tesbih et.” buyurur. Bu, âlemleri titreten yakınlık ve iltifat dolu hitaba, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hemen; “Sübhane Rabbiyel A’lâ” diye cevap verir.

“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.” Şûra Suresi 4

Allah, yücelerin en yücesidir. Namazımızın her secdesinde üç defa “Subhane Rabiyel ala” diyoruz.

“O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.” Rad Suresi 9

Kebir

El-Kebir (Celle Celâlühü)

Zatı, isim ve sıfatları, şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti, değer ve izzeti pek yüce, ulu ve büyük

Allah Teâlâ kibriyâ sâhibidir. Kibriyâ, zâtın kemâli demektir. Her bakımdan büyük, varlığının kemâline hudut yoktur. Bütün büyüklükler O’na mahsustur.

“O, gaybı da, müsahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.” Rad Suresi 9

“Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah’ındır.” Mumin Suresi 12

Hafiz

El-Hafiz (Celle Celâlühü)

Varlıkları yok olmaktan koruyan

Allah her mahlûkuna, kendine zararlı olan şeyleri bilecek bir his ilham buyurmuştur. Bu Hafîz ism-i şerîfinin tecelliyatındandır. Bir hayvan kimyevî tahlil raporuna muhtaç olmadan kendine zararlı otları bilir ve onları yemez. Kulların amellerinin yazılması, zâyi olmaktan korunması da Hafîz isminin iktizasıdır. Bu bakımdan âhirette yeniden dirilme ve yaptıklarından hesaba çekilme ile Hafîz isminin yakından alâkası vardır.

“Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk” Saffat Suresi 7

Mukit

El-Mukit (Celle Celâlühü)

Her şeye gücü yeten, rızık veren, yapılanları bilen, koruyan, mükâfat veren

Mukît, mahlûkatın azığını temin eden, yaşamak için gıdaları yaratan, bedenlerin ve ruhların açlığını doyuran, onların gıdasını veren ve her şeyi koruyan demektir.

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O’ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?” Fâtır Suresi 3

Mukît, Rezzâk’tan daha hususîdir. Rezzak, azık olanı da olmayanı da içine alır.

“Azık isteyene vermemek, kişiye günah olarak yeter.” Peygamber Efendimiz (s.a.v)

Hasib

El-Hasib (Celle Celâlühü)

İnsanları sorgulayan, hesaba çeken
Allah Teâlâ, neticesi hesapla bilinecek ne kadar miktar ve kemmiyet varsa hepsinin neticelerini hiçbir ameliyeye muhtaç olmadan doğrudan doğruya ve apaçık bilir.

“Çünkü Allah, herkesi kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir.” İbrahim Suresi 51

“Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır.” Nisa Suresi 86

Celil

El-Celil (Celle Celâlühü)

Ulu, kudretli, yüce, azamet ve Kibriya sahibi

“Allah” lafza-i celâlinin anılmasından sonra, bir saygı ifadesi olarak kullanılan “Celle Celâluhû, Celle Şânuhû, Celle ve Alâ, Azze ve Celle” ifadeleri de “azameti büyük”, “şanı yüce” ve “ulu olan” anlamlarına gelir.

“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Rahmân Suresi 78

Varlığı ile “el-Celîl”dir. O’nun büyüklüğü, hiçbir ölçü ile anlatılamaz dostlar. Ama O, Yüce Allah kutsî bir hadiste “Beni ne yerim içine aldı ne göğüm, lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” İmam Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî, 287. mektup

Kerim

El-Kerim (Celle Celâlühü)

Değerli, şerefli, çok nimet veren, nimet ve ihsanı bol olan

Allah vaad ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman son derece bol verir.

“Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnîdir (hiç bir şeye ihtiyacı yoktur), Kerîm’dir (çok kerem sahibidir).” Neml Suresi 40

Kendisine sığınan ve gönül vereni boş çevirmez, rahmetine gark eder. Vesilelere ve şefaatçilere muhtaç bırakmadan doğrudan doğruya kendisine iltica ettirir.

“Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;” Alak Suresi 3

“Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?” Infitar Suresi 6

Rakib

Er-Rakib (Celle Celâlühü)

İnsanların hallerini, sözleri, yaptıklarını ve davranışlarını bilen, haber alan, murakabe edip koruyan

Allah Teâlâ, bütün varlıkları her lâhza gözetip duran bir şâhid, bir nâzırdır. Hiçbir şey’i kaçırmaz. Her birini görür ve herkesin yaptığına göre karşılığını verir.

“Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.” Nisâ Suresi 1

“Allah her şeyi gözetler” Ahzab Suresi 52

Mucib

El-Mucib (Celle Celâlühü)

Duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.” Bakara Suresi 186

Şu ayrımın bilinmesi gerekir. Cevab vermek farklı, kabûl etmek farklıdır. Âyet-i kerîmede, Allah tarafından her duaya cevab verileceği vadedilir: Fakat kabûl edileceği vadedilmez. Kabûl edip etmemek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine bağlıdır. Dilerse aynı zamanda kabûl eder. Dilerse daha iyisini verir. Dilerse duâyı âhiret için kabûl eder, neticesi dünyada görülmez. Kulun menfaatine uygun olmayan duayı dilerse hiç kabûl etmez.

“Bana dua ediniz ki size icabet edeyim.” Ğâfir Suresi 60

Müslüman daima Allah’a muhtaç olduğunun bilincinde olmalı ve yalnız O’na güvenip dayanmalıdır. O’nun duaları işittiğini, başına gelen bela ve musibetleri bildiğini, sıkıntı ve zorluklardan haberdar olduğunu unutmamamlı ve ümitsizliğe kapılmamalıdır. Dua yaptığı ve talepte bulunduğu istekler, kendisini Allah’a yaklaştıracak istekler olmalıdır.

“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” Furkan Suresi 77

Vasi

El-Vasi (Celle Celâlühü)

Güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan, bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan

Allah’ın ilmi, rahmeti, kudreti, afv ve mağfireti geniştir ve her şey’i kaplamıştır. Allah’ın ilminden hiçbir şey gizlenemez, ikram ve ihsanına bir nihayet yoktur.

“Bununla beraber, doğu da Allah’ın, batı da Allah’ındır. Onun için nereye döner, yönelirseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) oradadır. Şüphe yok ki, Allah Vâsi’ (rahmeti geniş)dir, her şeyi bilendir.” Bakara Suresi 115

Allah’ın varlığı tüm evreni kuşatır. Mülk O’nundur. Her şey O’nun kudret elindedir. Dilediğine, dilediğince zenginlik verir; imkânlar nasip eder, rızk kapıları açar, dilediklerini “zengin” eder.

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah Vâsi’ (rahmeti geniş)dir, her şeyi bilendir.” Bakara Suresi 261

Hakim

El-Hakim (Celle Celâlühü)

Hikmet sahibi, her işi, emri ve yasağı yerli yerinde olan

Allah Hakîm’dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi yoktur. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz fayda ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinat nizamı ile alâkalıdır.

“Şüphesiz Rabbin O’dur ki, onları (kıyamet gününde hesaba çekmek için) toplayacaktır. Şüphesiz O, Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)dir, her şeyi bilendir.” Hıcr Suresi 25

Her emrinin mutlak bir hikmeti vardır. Biz anlayamayız, algılayamayız ama “olan” her şeyin, “yaradılan” her şeyin, O’nun yasakladığı her şeyin, bilemediğimiz birçok hikmeti vardır.

Vedud

El-Vedüd (Celle Celâlühü)

Müminleri çok seven, kulları tarafından çok sevilen

“Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever” Hud Suresi 90

Vedûd hem Seven hem Sevilen demektir.

“O, çok bağışlayan ve çok sevendir.” Buruc Suresi 14

Allah’ın Vedûd ismini bilen her müslüman, insanlarla sevgi ve muhabete dayalı ilişkiler kurmalı, itaat ve ibadetlerle Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışmalıdır.

Mecid

El-Mecid (Celle Celâlühü)

Çok şerefli, çok itibarlı

Mecid, fiilleri güzel, lütuf, keremi çok, şanı büyük, yüce, kadri çok büyük, medh ve övülmesinde ortağı bulunmayan demektir.

“(Melekler) dediler: “Sen Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, Hamid’dir (övülmeye lâyıktır), Mecîd(dir (cömertliği boldur).” Hûd Suresi 73

Bais

El-Ba’is (Celle Celâlühü)

Kıyamet kopunca ölüleri dirilten, mahşer yerine sevk eden, uyarıcı ve müjdeci olarak peygamber gönderen, kıyamette şahitler getiren

Allah Teâlâ insanları, onlar ölüp toprak olduktan sonra âhiret günü dirilterek kabirlerinden kaldıracak ve ruhları ile cesedleri birlikte olarak hesaplarını görecek, sonra da yine ruh ve cesedleri birlikte olarak mükâfat veya cezalarını verecektir.

“Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri, onları da Allah diriltir. Sonra O’na döndürülürler.” En’am Suresi 36

Sehid

Eş-Şehid (Celle Celâlühü)

Her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdâr olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden

Hiçbir Yüce Allah’tan gizli olamaz. Her şeye şâhit olan Allah, her zaman ve her yerde hazır olan, ahirette de herkese halini bildirecek olandır.

“Şahit olarak da Allah yeter.” Nisa Suresi 79

Hakk

El-Hakk (Celle Celâlühü)

Varlığı, ilah ve rab oluşu hak olan, eşyayı var eden hakkı ızhar eden, mülk sahibi, yok olmayan, varlığında şüphe bulunmayan, âdil

“Allah’in hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.” Nur Suresi 25

Hakk, varlığı hakiki bulunan Zâtın ismidir. Varlığı daima sâbittir.

“Bu da şundandır ki, Allah Hakk’dır. (İnsanların) O’ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” Lokmân Suresi 30

Hakikaten var olan yalnız Allah’tır.

Vekil

El-Vekil (Celle Celâlühü)

Güvenilen, koruyucu, yardım eden, görüp gözeten, her şeyin Malikî ve yöneticisi

“Beni ne yerim içine aldı ne göğüm, lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” Mektubat-ı Rabbanî, 287

“Vekil olarak Allah yeter.” Nisa Suresi 81

Bütün işlerimiz O’nun kudretiyle cereyan eder. O en güzel vekil ve en güzel yardımcıdır. Kul önce tedbir almalı, sonra O’na vekaletini vermelidir.

“Benden baska vekil edinmeyin” İsra Suresi 2

Kaviyy

El-Kaviyy (Celle Celâlühü)

Kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten

Allah için hiçbir acziyet söz konusu olamaz, O tam ve mükemmel bir kudretin sahibidir.

“Tıpkı Firavun’un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişâtı gibi onlar da Allah’ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalamıştı. Çünkü Allah Kaviyy (çok kuvvetli) ve azabı çok çetin olandır.” Enfâl Suresi 52

“Hem Allah, kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyla defetti. Bu şekilde Allah, mü’minlere savaşta kâfi geldi. Allah Kaviyy (çok güçlüdür), çok üstündür.” Ahzâb Suresi 25

Metin

El-Metin (Celle Celâlühü)

Çok kuvvetli, çok dayanıklı, âcizliği, za’fiyeti ve gevşekliği olmayan

Allah için zorluk ya da kolaylık söz konusu değildir. Bir kainatı dahi bir yaprağı yarattığı gibi yaratabilir. Allah Metin, güç ve kuvvetli azalmayan, güçsüz düşmeyendir.

“Şüphesiz Allah’ın kendisi, rızık verendir, Metîn (sağlam olan), kuvvet sahibi olandır.” Zâriyât Suresi 58

Veli

El-Veli (Celle Celâlühü)

Dost, seven, görüp gözeten, yardım eden

“Allah, iman edenlerin Veli’si’dir, Onları karanlıklardan nura çıkarır…” Bakara Suresi 257

Allah, sevdiği kullarına yardım eder. Sıkıntılarını, darlıklarını kaldırır, ferahlık verir. Karanlıklardan kurtarır, nurlara çıkarır.

Ebu’d-Derdâ (ra) Hazret-i Rasûlullah’ın Dâvud peygamber için İnsanların en çok ibadet edeniydi- dedikten sonra şöyle anlatıyor:

“-Dâvud’un duasında sözü şuydu: “Allah’ım Senden Seni sevmeyi, Seni seveni sevmeyi, Senin sevgini ulaştıracak ameli sevmeyi dilerim. Allah’ım, sevgini bana nefsimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl!” Tirmizî, Deavât, 73, Tefsîru’l-Kur’ân, 39.)

Hamid

El-Hamid (Celle Celâlühü)

Çok övülen, övgüye layık olan

“Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’adır” Fâtiha Suresi 1

Bütün hamd-ü senalar O’na mahsustur.

Her müslüman O’nu sevdiği kadar O’nu övmelidir de. Hamd ve övgünün yalnız Allah’a ait olduğunu bilmelidir.

“Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün…” Zümer Suresi 75

“Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır.” İbrâhîm Suresi 8

Muhsi

El-Muhsi (Celle Celâlühü)

İnsanların bütün yaptıklarını, olup biten her şeyi bilen ve koruyan

Herşeyin miktarını bilip eksiksiz sayabilen, ilmi herşeyi kuşatan yalnız Allah’dır.

“Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân’ın huzuruna kul olarak çıkmasın. And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır Kıyamet günü onların her biri Allah’ın huzuruna tek başına çıkacaktır.” Meryem Suresi 93, 94, 95

Mubdi

El-Mübdi (Celle Celâlühü)

Varlıkları ilk defa yaratan

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.” Secde Suresi 7

İlk yaratmayı da yeniden hayat vermeyi de yapan O’dur. Her ilk yaratılanı o yaratır, her yeniden yaratılanı o yeniden yaratır.

“Allah’ın mahlukunu ilk baştan nasıl yarattığını, sonra bunu tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” Ankebût Suresi 19

Muid

El-Mu’id (Celle Celâlühü)

Canlı varlıkları ölümlerinden sonra dirilten, yeniden yaratan

İnsanları ahiret günü Allah Teala diriltip yeniden hayatlandıracak, yeniden yaratacaktır. Ve Dünyada yaptıkları işlerden hesaba çekecektir.

“Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.” Bakara Suresi 28

“Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.” Tâ-Hâ sûresi, 55

O’nun tekrar yaratması bir ihtiyaç değildir. Kudretinin bir göstergesi içindir ve bir hikmet gereğidir.

Muhyi

El-Muhyi (Celle Celâlühü)

Varlıklara hayat veren, onları yaşatan, ölümlerinden sonra dirilten

Öldüren de, dirilten de O’dur.

“Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.” Kaf Suresi 43

Allah yoğu var edip hayat verdiği gibi, ölüyü de tekrar canlandırabilir. Buna ihyâ (diriltme) denir. Hiç yoktan verenin, ölülere yeniden hayat verip diriltmesi son derece kolaydır.

“Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir.” Rum Suresi 50

Mumit

El-Mümit (Celle Celâlühü)

Varlıkların hayatlarına son veren, canlarını alan

“Her canlı, ölümü tadar…” Enbiya sûresi 35

Canlı varlıklar için ölüm gerçektir. Allah Hayatı ve ölümü yaratandır.

“O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar.” En’âm sûresi 61

Hayy

El-Hayy (Celle Celâlühü)

Yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan

“Hay ve kayyûm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” Ali İmran Suresi 2

Allah bir hayatın bütün anlamlarını kendinde toplayandır. O eksiksizdir.

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. ” Furkan Suresi 58

Kayyum

El-Kayyum (Celle Celâlühü)

Zatı ile kaim olana, ezelî ve ebedî, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen

Allah Teâlâ, her şey’in mukadder olan vaktine kadar durması için sebeblerini ihsân etdendir. Onun için herşey Hak ile kâimdir.

O’nun ayakta kalmak için hiçbir yönden kimseye ihtiyacı yoktur. O, kendi kendine yetendir ve başkasına muhtaç değildir. O’nun dışında her şey O’na muhtaçtır. Her şeyi ayakta tutan ve koruyan O’dur. O’nun desteği olmadan hiçbir şey ayakta duramaz ve varlığını devam ettiremez. Bu, O’nun mükemmel gücünün göstergesidir.

“Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. ” Bakara Suresi 255

Vacid

El-Vacid (Celle Celâlühü)

Zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi, her şeye gücü yeten

“Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır.” Necm Suresi 31

O, her şeyin en ince teferruatına kadar nüfuz edebilen ve her şeye yetişendir. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çünkü her şeyin Sahibi O’dur.

O’nun Hiçbir şey’e ihtiyacı yoktur. istediğini, istediği vakit bulur. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum değildir.

Macid

El-Macid (Celle Celâlühü)

Şan ve şeref sahibi, hayır ve ihsanı, kerem ve lütfu bol olan

“…Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız!…” İbrâhîm Suresi 34

Allah sevdiği kullarına ölçüsüz verir, karşılıksız ikram eder ve dilediği an onları affeder. Çünkü O’nun ihsanı boldur.

Vahid

El-Vahid (Celle Celâlühü)

Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan, tek olan

O zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki (ortağı) veya nazîri (benzeri) ve dengi bulunmayandır.

“O ancak bir tek Allah’tır.” Enam Suresi 19

El-Vahid ismi Allah’ın, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bölünmesi ve sayısının artması söz konusu olmayan ve bir ve tek olduğunu ifade eden isimdir.

“İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur.” Bakara Suresi 163

Samed

Es-Samed (Celle Celâlühü)

Her şeyin kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği, her dilek ve isteğin mercîi; hiç eksiği, kusuru ve ihtiyacı olmayan ulu, şanlı, dosdoğru, âdil ve güvenilir

” De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir.” İhlas Suresi 1-2

Allah Teâlâ, her dileğin dileneceği makamdır. Yerde, gökte bütün dilek sâhipleri yüzlerini O’na döndürürler, el açarak O’na yalvarırlar. Buna lâyık olan yalnız O’dur.

“Göklerde ve yerde bulunanlar, O’ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.” Rahmân Suresi 29

İnsanın karşılaştığı her türlü sıkıntıyı, zorluğu, ihtiyacı giderebilecek olan da ancak O’dur.

Kadir

El-Kadir (Celle Celâlühü)

Güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen

“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” Bakara Suresi 148

Bütün alemlere intizam sağlayan şüphesiz Hz.Allah’tır. Yeryüzünde her yaprağın düşüşü O’nun izniyledir, yine hiçbir dişi O’nun izni olmadan gebe kalamaz ve hiçbir canlı O’nun bilgisi dışında doğuramaz.

Allah Teâlâ, kudretine bir ayna olmak üzere kâinatı yaratmıştır. Fezalarda, sayısı belirsiz âlemleri birbirine çarptırmadan düzenlemek Kâdir isminin tecellisidir.

Mutekebbir

El-Muktedir (Celle Celâlühü)

Güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapan

Allah Teâlâ her şey’e karşı mutlak surette Kâdirdir. Bu kudreti ile dilediği şey’i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır. Hiç kimse O’na mani olamaz. hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. Kudreti her şeyi kuşatır.

“Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.” Kehf Suresi 45

Mukaddim

El-Mukaddim (Celle Celâlühü)

Öne alan

Yüce Allah, istediği kimseleri yaradılış ve maddi konularda da olur öne geçirir. Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Zenginliği kimine vermiş, kimine vermemiştir.

Allah Teâlâ ancak seçtiklerini ileri almıştır. İnsanların bâzısını dince, dünyaca bâzısı üzerine derece derece yükseltmiştir.Bu yükseltme ve seçme, kullarının amelleri ile ona lâyık olmaları sonucunda olmuştur.

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” Hıcr Suresi 5

Müslüman, Allah’ın öne çıkardığını öne çıkarmalı arkaya koyduğunu arkaya koymalıdır.

Muahhir

El-Muahhir (Celle Celâlühü)

Geriye bırakan

Allah Teâlâ istediği kulunu ileri, istediği kulunu geri alır. Kullarının teşebbüslerini, onların bekledikleri zamanda sonuçlandırmaz, Bunda birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetleri sezmeye çalışmalıdır müslüman.

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” Hıcr Suresi 5

O’nun takdirini saygı ile karşılayıp bu ertelemeyi O’ndan olduğu bilinciyle kabul etmek lazımdır.

Evvel

El-Evvel (Celle Celâlühü)

Öncesi olmayan, yaratılmamış, ezelî ve kadîm tek varlık

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid Suresi 3

Allah Teâlâ, başlangıcı ve sonu olmayandır. O, her şeyden öncekidir ve her şeyden sonrakidir.

Başlangıç ilk olarak Allah’la başladı, son olarak dönüş yine O’nadır.

Ahir

El-Ahir (Celle Celâlühü)

Varlığının sonu olmayan, ölümsüz, ebedî ve bâkî olan

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O, her şeyi bilendir.” Hadid Suresi 3

Herşey biter,O kalır. Allah’ın varlığının sonu yoktur. Başlangıcı olmadığı gibi, sonu da yoktur. Yüce Allah için zaman sınırlaması söz konusu değildir. O, her şeyden önce vardı, her şey sonra da kalacak olan O’dur;

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) bâkî kalacaktır.” Rahmân Suresi 26, 27

Zahir

Ez-Zahir (Celle Celâlühü)

Varlığı her şeyden âşikâr olan, her şeye galip gelen her şeyden yüce olan

Gördüğümüz her manzara, işittiğimiz her ses, tuttuğumuz, tattığımız her şey, her mana, içimizde ve dışımızda şimdiye kadar anlayıp sezebildiğimiz her şey O’nun varlığına şahiddir.

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid Suresi 3

Allah Teâlâ’nın varlığı herşeyden âşikârdır.

Batin

El-Batın (Celle Celâlühü)

Mâhiyeti akıl ile idrâk olunamayan, haya ile tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid Suresi 3

Yüce Allah bize göre Batındır. Biz O’nu ancak sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Zatını bilmemize imkan yoktur. Varlığı varlığının içinde gizlidir.

“Rabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.” Kasas Suresi 69

O her şeyin içinde ve yakınındadır. Bâtın olmasıyla her şeye aslından daha yakındır.

Vali

El-Vali (Celle Celâlühü)

Koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden

Allah Teâlâ bütün varlığı idare eden, tek ve en büyük vâlidir. Diğer vâliler ve hükümdarların idaresi, Ancak O’nun izni iledir.

“O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yasin Suresi 82, 83

Ondan habersiz hiçbir şey cereyan etmez. İyiye mükâfatını, zâlime cezasını eksiksiz verir.

Muteali

El-Mute’ali (Celle Celâlühü)

Aşkın, pek yüce, ulu, eksik ve noksanlıklardan berî olan

O, her türlü noksanlık, eksiklik, âcizlik, hatâ ve kusurdan münezzehtir.

“Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.” Ra’d Suresi 9

Allah’ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik olamaz. O, her yüksek makamın daha üstündedir.

O, ilimde, kudrette, hayatta, cömertlikte, merhamette ve diğer bütün sıftlarında kusursuz olduğu gibi yücelikte de kusursuzdur. Her şey, O’nun kudreti ve iktidarı altındadır.

Berr

El-Berr (Celle Celâlühü)

İyilik eden, çok lütüfkâr, çok merhametli, çok şefkatli

Allah Teâlâ kulları için zorluk istemez, zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülükleri bağışlar ve örter. Bir iyiliğe en az 10 mükâfat verir. Kul gönlünden iyi bir şey geçirmişse, onu yapmamış olsa bile, yapmış gibi kabûl edip mükâfat verir. Kötülükleri ise yapmadıkça cezalandırmaz.

“Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.” En’âm Suresi 160

O, ihsanda bulunandır. Her iyilik ve ihsanın kaynağı, mutlak iyilik sahibi ancak ve ancak O’dur.

Tevvab

Et-Tevvab (Celle Celâlühü)

Tevbeleri çok kabul eden, sürekli tevbeleri kabul eden

“Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.” Tevbe Suresi 118

Kulun tövbesi tekrarlandıkça Tevvab olan Allah Teala’dan da kabulü tekrarlanır.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor. “Allah, güneş henüz batıdan doğmadan önce tevbe edenin kimsenin tevbesini kabul eder. “

Her günahtan tevbe edilebilir. Tevbeler, ölüm anına kadar kabul edilmektedir.

“Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” Nur Suresi 31

Muntekim

El-Müntekim (Celle Celâlühü)

Suçluları cezalandıran

“Allah daima galiptir, öç alandır.” Maide Suresi 95

Allah Teâlâ, her topluma, içine düştükleri şirkten ve bozulmuşluktan kurtarmak için elçiler göndermiş ve onları uyarmıştır. Allah’ın davetine uymayıp kulak tıkayarak şeytanlaşanlardan, kendilerine gönderilen peygamberlere ve inananlara haksızlık yapmaktan geri durmayanlardan. Hakk Teâlâ Hazretleri peygamberlerine ve salih kullarına eza ve cefa çektiren kavimlerden el-Müntekım isminin tecellileri ile intikam almıştır.

“Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.” Duhan Suresi 16

Afuvv

El-Afüvv (Celle Celâlühü)

Çok affedici, çok bağışlayan

“Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.” Hac Suresi 60

Kullar işledikleri günahlardan vazgeçip tevbe ettiklerinde ve Allah’tan pişmanlıkla bağışlanma dilediklerinde, Allah onların bu günahlarını affeder.

“Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” Zümer Suresi 53

Afüvv ismi Gafûr ismine yakındır. Aradaki fark Gafûr Günahları örtmekle ilgili, Afüvv ise, günahları kökünden kazımakla ilgilidir.

Rauf

Er-Rauf (Celle Celâlühü)

Çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” Hadîd Suresi 9

Allah, Kullarına kolaylık sağlayandır. Onlara kaldıramayacakları ibadet ve yük yüklememiştir. Hastalıklarında ve yaşlılıklarında ibadetlerden dahi muaf tutmuştur.

“Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” Bakara Suresi 143

Allah’ın kullarına bol nimetler vermesi, onlar çeşitli tehlikelerden koruması- nefislerinin arzu ve isteklerinin peşinden koşmalarına mani olması, O’nun kullarına olan şefkat ve merhametindendir.

İnsanın başına bazen bir musibet gelmesi doğru yola girmesini sağlaması içindir, O’nun şefkat ve merhametinin gereğidir bu. Bela ve musibetler dışardan böyle görünebilir; ancak gerçekte bunlar, kendileri için şefkat ve merhamettir.

Malikul-mulk

Malikül Mülk (Celle Celâlühü)

Mülkün sahibi

Allah Teâlâ mülkün sâhibi ve hükümdârıdır. Dilediği gibi tasarruf eder. O’nun bu tasarrufuna hiçbir kimsenin itiraz hakkı yoktur, olamaz. Dilediğine verir, dilediğinden alır. Mülkünde hiçbir ortağa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur.

“De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın.” Ali İmran Suresi 26

İnsan O’nun varlığını gözardı ederek elindeki herşeyin kendisine ait olduğunu sanır. Kendini bu şekilde üstün görme yanılgısı içinde olan insanoğlu büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca kendisine zarar verir.

Zul-celali-vel-ikram

Zül Celali Vel İkram (Celle Celâlühü)

Azamet ve kibriya, ikram ve ihsan sahibi

“Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.” Rahman Suresi 78

Bu isim, Kur’ân-ı Kerîm’de; Rahmân sûresi’nde iki yerde geçmektedir;

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” Rahmân Suresi 26-28

Allah, kullarına bu dünyada ikramda bulunabileceği gibi onu, ahirete de erteleyebilir. O, nimetini hak edene de etmeyene de verir. Ancak Yüce Allah ikramı, hak etmeyenden başkasına vermez. Ahirette nimetini hak etmeyenlere vermediği gibi.

Muksit

El-Muksit (Celle Celâlühü)

Adil, hakla hükmeden

“O hakimlerin en iyisidir.” Araf Suresi 87

Mazlum olanı zalimin elinden almayı ifade eder.

“De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O’na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.” Â’râf Suresi 29

Allah Teâlâ üstün bir adalet ve merhametin sâhibidir. Kullarına muamelesi merhamet ve adalet üzeredir. Yapılmış olan hiçbir iyiliğin zerresini bile karşılıksız bırakmaz. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları da düzelterek hakkı yerine getirir.

Cami

El-Cami (Celle Celâlühü)

Kıyamette insanları bir araya toplayan, cem eden

“Kendinden başka ilâh olmayan Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” Nisâ Suresi 87

Allah, bütün faziletleri ve güzel nitelikleri kendinde toplamıştır. Parçaları bir araya getirip birleştirmiş, böylece onlara özel bir yapı kazandırmıştır. Birbirini seven kalpleri bir araya getiren de O’dur. ölümle birbirinden tamamen ayrılan ruh ve bedeni yeniden birleştiren O’dur. Kıyamet günü bütün insanları huzurunda toplayacak olan, zalim ile mazlumu bir araya getirecek olan O’dur.

“Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.” Al-i İmran Suresi 9

Yüce Allah, “kün” emriyle, birbirine benzeyen ve de birbirinden çok farklı unsurları bir araya getirerek, tam bir âhenk ile birleştirmiş ve bu hârika âlemi yaratmıştır.

“Ve, onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. ” Enfal Suresi 63

Ganiyy

El-Ganiyy (Celle Celâlühü)

Zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan

“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.”Fâtır, 15

“Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir.” Zümer Suresi 7

Yerin, göğün sahibi Yüce Allah, zenginliğinden dilediği kuluna vererek onu zengin kılandır!

“Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O’dur.” Necm sûresi 48

Hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında her şeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin Yüce Allah’tır.

Mani

El-Mani (Celle Celâlühü)

İstediği şeye engel olan, koruyan, kurtaran, yardım eden

“Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun lûtfunu engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.” Yûnûs Suresi 107

Yüce Allah, bazı isteklere de müsaade etmez. İsteyenin yapıştığı sebebler kısır kalır, çabalar netice vermez.

“Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur.” Fatır Suresi 2

Mani olan Allah, düşmanlarına karşı dostlarını himaye ederek onlara yardım edendir. Kullarının başına gelecek felâket ve musibetleri önlemek Bu ismin tecelliyatındandır.

Darr

Ed-Darr (Celle Celâlühü)

Zarar veren şeyleri yaratan, âsileri zarar vererek cezalandıran

“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.” Enam Suresi 17

Tatlı, güzel şeyleri yaratan Yüce Allah, acıyı, sıkıntıyı ve kederli şeyleri de yaratmıştır.

Yüce Allah, her şeyi zıddıyla dengeleyerek o eşsiz kudretini gösterir kullarına. Onların ellerin

Nafi

En-Nafi (Celle Celâlühü)

Faydalı şeyleri yaratan, bütün yaratıklara faydası olan

“Ve Allah’tan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun.” Yûnus Suresi 106

Gerçekte zararın da faydanın da, hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah’tır. İnsana menfaat ve zararlar bazı sebepler ile gelir, o sebebler de Allah’ın yaratmasıyla meydana gelir.

“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O’na yalvarmaktasınız.” Nahl Suresi 53

Nur

En-Nur (Celle Celâlühü)

Aydınlatıcı, ışık verici

“Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi (dileyeni de) nuruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) misaller verir; Allah her şeyi çok iyi bilendir.” Nûr Suresi 35

“Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. “Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım Sana”. dedi. Rabbi ona buyurdu ki; “Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni göreceksin”. Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, “Sen sübhansın”, “tevbe ettim, Sana döndüm ve ben inananların ilkiyim,” dedi.” A’râf Suresi 143

Nurun kaynağı âlemleri nurlandıran Yüce Allah, yüzleri, akıllari, gönülleri ve kullarının iç âlemlerini nurlandırarak onları hidâyete kavuşturan, hakkı, doğruyu görmesini sağlayandır.

Hadi

El-Hadi (Celle Celâlühü)

Hidayet eden, doğru yolu gösteren

Yüce Allah yarattığı her mahlûku yaradılış gayesine uygun şeyleri yapmaya sevk eder.

“Rabbinin yüce adını tesbih et. Yaratıp düzene koyan O’dur. Takdir edip hidayeti gösteren O’dur.” Â’lâ Suresi 1-3

Allah her kimi hidayete erdirmek isterse İslam için gönlünü açar. O kulların Allah için vazifeler yerine getirmekten canı sıkılmaz, zahmet ve ıstırap duymaz, tersine neşe ve sevinç duyar. Allah kimi de yolundan şaşırtmak ve saptırmak dilerse, göğsünü daraltır. O kullar için iman ve İslam için emek sarfetmek son derece güç bir hale gelir.

“O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.” Nahl Suresi 93

“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.” Kasas Suresi 56

Bedi

El-Bedi (Celle Celâlühü)

Bir şeyi nümûnesi olmadan yaratan, vâr eden, îcât eden

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.” Secde Suresi 7

Yüce Allah, hiç benzeri olmadan çeşitli şeyleri yaratandır. İnsanın daha önce bir benzeri yok iken, yoktan var etmiş ve en güzel bir biçimde meydana getirmiştir.

“Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir.” Bakara Suresi 117

Baki

El-Baki (Celle Celâlühü)

Sonlu ve ölümlü olmayan, varlığı sürekli olan, ebedî

“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak” Rahman Suresi 27

Kainat yokken zaman da yoktu, ancak Yüce Allah vardı. Kıyamet kopunca zaman da sona erecek, fakat Allahü Teala Baki’dir.

O’nun zatından başka herşey yokluk demektir. O, zatında diri, ezelî ve ebedî, varlığı kendisiyle var olandır.

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.” Rahmân Suresi 26-27

Varis

El-Varis (Celle Celâlühü)

Bütün varlıkların sahibi, bâkî, ebedî ve dâim olan her şey kendisine dönen

“Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.” Hicr Suresi 23

Allah Teâlâ mülkün gerçek sâhibi, gerçek vârisidir. Kullarının mal mülk sâhibi olmaları ve varislikleri geçicidir.

“Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur” Kasas Suresi 58

Mülkün gerçek vârisi, mülk sâhibi Allah’tır. Kıyâmet hengâmında bütün canlılar ölecek, herşey tamamıyla O’na kalacaktır.

Resid

Er-Reşid (Celle Celâlühü)

Her işinde isabetli olan, doğru yolu en iyi gösteren

Yüce Allah, hiçbir işi boş ve faydasız olmayandır, hiçbir tedbîrinde yanılmayandır, hiçbir takdîrinde hikmetsizlik bulunmayandır. O, doğru ve selâmet yolu gösterendir.

“Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizde bize doğruyu göster durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” Kehf Suresi 10

İnsanları doğru yola ileten, varlıklarının ve hayatlarının düzene girmesini sağlayan yararları gösteren Yüce Allah’tır.

“Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle doğru yola iletir.” Hac Suresi 54

Sabur

Es-Sabür (Celle Celâlühü)

Çok Sabırlı

Sabûr, çok sabırlı olan, günahkar kullarını cezalandırmakta acele etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan demektir.

Hz. Allah (cc) sabırlıdır dostlarım. Kendisine isyan edip durur kulları, onları cezalandırmakta acele etmez; onları anında cezalandırmaya muktedir olduğu halde, o engin merhametinden dolayı cezaları erteler, tövbe kapılarını ölüm anına dek açık tutarak, kulunun af dilemesi için fırsatlar yaratır, onun kendisine dönmesini rahmetle ve sabırla bekler.

Sevgili Peygamberimiz, Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır…” buyuruyor. Müslim, Tahâret, 1, (223); Tirmizî, Deavât, 91, (3512); Nesâî, Zekât, 1.)

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bakara Suresi 153

“And olsun ki sizi, biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri.” Bakara Suresi 155

“Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin (ve iyi hareket edenlerin) mükâfatını zayi etmez.” Hûd sûresi, 115

“Sizin katınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını, yaptıklarını en güzeliyle, Biz muhakkak vereceğiz.” Nahl sûresi, 96

Yazar Hakkında

Yazı Sayısı : 163

Yorum yaz

Close
Bu sadece siteye ilk girişinizde çıkar.
Beğenerek bize destek çıkabilirsiniz.

Facebook Sayfalarımız
Twitter
Youtube Kanalımız




Yukari