Kuran Mealleri ve Tefsiri

3. Hîzb listelendi!

Ne zaman ki ikisi de bu şekilde (Allah'a) teslim oldular, (İbrahim) onu tuttu şakağına yıktı (şakağı üzerine yatırdı).
فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
Ve ona şöyle seslendik: «Ey İbrahim!
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
Rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.»
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Şüphesiz ki bu apaçık ve kesin bir imtihandı, dedik.
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
Sonradan gelenler içinde kendisine iyi bir nam bıraktık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Selam İbrahim'e!
سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ
İşte iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.
كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Çünkü o Bizim mü'min kullarımızdandı.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Bir de onu salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik.
وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik, ikisinin neslinden de hem güzel davrananlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ مُبِينٌ
Andolsun ki, Musa ile Harun'u da minnettar ettik.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık,
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
Hem kendilerine o belli Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
Kendilerini doğru yola çıkardık.
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
Sonrakiler içinde namlarına şunu bıraktık:
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
Selam Musa ile Harun'a!
سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
İşte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Çünkü ikisi de Bizim mü'min kullarımızdandı.
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
Kavmine şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
O en güzel yaratanı bırakıp da Ba'le mi yalvarıyorsunuz?
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı» demişti.
وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
O zaman onu yalanladılar. Şüphesiz ki onlar da (cehenneme atılmak üzere) hazır bulunduruldular.
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
O'na da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Selam İlyas'a!
سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ
İşte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Çünkü o Bizim mü'min kutlarımızdandı.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz Lut da gönderilen peygamberlerdendir.
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Onu ve bütün ailesini kurtardık;
إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
geride batanlar arasında kalan bir kadın hariç.
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
Ve siz sabahları onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz,
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
geceleyin de; hala akıl edip düşünmez misiniz?
وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Hani bir vakit dolu gemiye kaç(ıp sığın)mıştı,
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
kur'a çekişmişti de (gemiden) kaydırılanlardan olmuştu.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ
Derken (denize atıldı ve) kendisini balık yuttu. Pişmandı.
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı,
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ
muhakkak diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Hemen Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık,
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاء وَهُوَ سَقِيمٌ
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
وَأَنبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
Ve onu (Yunus'u) yüz bin insana peygamber olarak gönderdik ve hatta artıyorlardı.
وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
O zaman iman ettiler de onları bir zamana kadar yararlandırdık.
فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
Şimdi sor o seninkilere: «Kızlar Rabbine, oğullar onlara öyle mi?
فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
Yoksa Biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?»
أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
Ha!.. Onlar şüphesiz uydurdukları iftiralardan dolayı;
أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Allah doğurdu, derler. Ve bunlar gerçekten yalancıdırlar.
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
Nah sizlere! Nasıl hükmediyorsunuz?
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Hiç mi düşünmezsiniz
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Yoksa sizin için açık bir ferman mı var ?
أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ
O halde getirin kitabınızı doğru söylüyorsanız?
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Bir de Allah ile cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Andolsun cinler bilirler ki onlar huzura celbedileceklerdir.
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Allah onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Çünkü siz ve taptıklarınız,
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Allah'a karşı kimseyi baştan çıkaramazsınız,
مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
Cehenneme saldıran kimseden başkasını.
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
(Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır.
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
Elbette biziz o saf saf dizilenler, biziz ;
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
elbette biziz o tesbih edenler, biziz.» Derler
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
Ve gerçek (şu ki, daha) önce şöyle diyorlardı:
وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ
Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı,
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنْ الْأَوَّلِينَ
herhalde Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.»
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Fakat şimdi O'nu inkar ettiler, artık ileride bilecekler.
فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
Onlar (var ya), elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır.
إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ
Ve elbette Bizim askerlerimiz mutlaka onlar galip geleceklerdir.
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
Onun için bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
Gör onları(n akibeti ne olacak! Onlar da) yakında göreceklerdir.
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Ve şimdi onlar. Bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman o acı haber verilenlerin sabahı ne fenadır!
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاء صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ
Yine sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir;
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
gör (ne olacak akibetleri. Onlar da) yakında göreceklerdir.
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların isnat ettikleri vasıflardan münezzehtir.
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Selam tüm peygamberlere!
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
Ve hamd alemlerin Rabbi Allah'a!
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Sad, Bu öğütle dolu Kur'an'a bak!
ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ
Fakat o küfredenler bir onur ve ayrılık içindeler.
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Çığrıştılar; fakat kurtulma zamanı değildi.
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kafirler: «Bu bir sihirbaz, yaman bir yalancı» dediler.
وَعَجِبُوا أَن جَاءهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
İlahları bir tek ilah mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak birşey, çok tuhaf!
أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
İçlerinden o heyet fırladı ve şöyle dedi: «Tanrılarınız üzerinde sabır ve sebat edin? Bu gerçekten arzu edilen şey, bir istek!
وَانطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَى آلِهَتِكُمْ إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ
Biz bunu diğer dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır.
مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ
O Kur'an aramızdan ona mı indirilmiş? Doğrusu onlar benim Kur'an'ımdan bir kuşkulu şüphe içindeler; doğrusu henüz azabımı tatmadılar.
أَأُنزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّن ذِكْرِي بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ
Yoksa sana onu (Kur'an'ı) veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?
أَمْ عِندَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ
Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise sebepler içinde üstüne çıksınlar (bütün sebeplere başvurarak yukarı çıkma yollarını denesinler).
أَمْ لَهُم مُّلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا فِي الْأَسْبَابِ
Onlar burada hiziplerin döküntülerinden kalma bozuk (muhtelif partilerden bozguna uğramış) bir ordudur.
جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ الْأَحْزَابِ
Onlardan önce Nuh kavmi, Ad kavmi ve o kazıkların (büyük yapıtların) sahibi Firavun da peygamberleri yalanladılar.
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ
Semud, Lut ve Eykeliler de... işte o partililer bunlardır.
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ الأَيْكَةِ أُوْلَئِكَ الْأَحْزَابُ
Başka değil hepsi gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Onlar başka değil sadece bir tek sayhaya bakıyorlar. Öyle ki, ona hık yok!
وَمَا يَنظُرُ هَؤُلَاء إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ
Bir de: «Ey Rabbimiz, hesap gününden önce bizim pusulamızı (payımızı) acele ver!» dediler.
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ
Şimdi sen onların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an! Çünkü o evvab (içli, zikir ve tesbih ile Bize çok yönelen biri) idi.
اصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ إِنَّهُ أَوَّابٌ
Biz dağları onun emrine vermiştik, akşam ve işrak vakti onunla birlikte tesbih ederlerdi.
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ
Kuşları da toplu olarak (onun emrine vermiştik). Hepsi onun için terci yapardı (ona uyarak ahenkle içli zikir ve tesbih ederlerdi).
وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَّهُ أَوَّابٌ
Hem mülkünü güçlendirmiş, hem de kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ
Birde davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
وَهَلْ أَتَاكَ نَبَأُ الْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ
O zaman Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşa düştü. Ona «Korkma!» dediler, «biz iki davacıyız, birimiz diğerinin hakkına tecavüz etti. Şimdi sen aramızda doğrulukla hükmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.»
إِذْ دَخَلُوا عَلَى دَاوُودَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَى بَعْضُنَا عَلَى بَعْضٍ فَاحْكُم بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا إِلَى سَوَاء الصِّرَاطِ
«Şu benim kardeşim, onun doksan dokuz kişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken; «Onu da bana bırak» dedi. Ve beni söyleşmede (tartışmada) yendi.» diye anlattı.
إِنَّ هَذَا أَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ
(Davut) dedi ki: «Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten karışıkların (bir toplum içinde yaşayanların) çoğu biribirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az. Davut kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi , rüku ederek yere kapandı, tevbe ederek (Allah'a) yöneldi.
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنْ الْخُلَطَاء لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ/
Biz de bu hatasını kendisine bağışladık. Gerçekten ona, yanımızda bir yakınlık ve akibet (dönüş) güzelliği vardır.
فَغَفَرْنَا لَهُ ذَلِكَ وَإِنَّ لَهُ عِندَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَآبٍ
Ey Davut , gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında doğrulukla hükmet, keyf(in)e uyma ki, seni Allah yolundan sapıtmasın; çünkü Allah yolundan sapanlar hesap gününü unuttukları için kendilerine pek şiddetli bir azap vardır.
يَا دَاوُودُ إِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُم بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَى فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ

İçerik orjinal haline bağlı kalmak koşuluyula izinsiz alınabilir.

MektebiSuffa.com DerinDusun.com HerseyOgren.com YakinTarihimiz.org