قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Kâlû bel lem tekûnû mu/minîn(e)
1
kâlû
dediler
2
bel
hayır
3
lem tekûnû
siz olmadınız
4
mû’minîne
mü’minler, âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
Diyanet Isleri
Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
Elmalılı (sadelestirilmis - 2)
(İleri gelenler de) derler ki: «Hayır, siz inanmamıştınız.»
Elmalılı (sadelestirilmis)
(Bunlar da): «Hayır, siz inanmamıştınız,
Elmalılı Hamdi Yazır
Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız
Diyanet Vakfı
(29-30) (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
Abdulbaki Gölpınarlı
Hayır derler öbürleri, siz inanmamıştınız.
Adem Uğur
(Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
Ahmed Hulusi
(Onlar da) dediler ki: "Hayır, siz iman etmediniz (bildirilenlere)!"
Ahmet Tekin
Güç ve iktidar sahipleri de:
'Aksine, siz zaten inanmamıştınız.' diyorlar.
Ahmet Varol
(Ötekiler de) derler ki: 'Hayır siz zaten mü'minler değildiniz.
Ali Bulaç
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz."
Ali Fikri Yavuz
(Öncüler de yardakçılarına cevap verib şöyle) diyecekler: “- Hayır, doğrusu siz Allah’a iman etmemiştiniz.
Bekir Sadak
Onlar da soyle derler: «Hayir; siz inanmis kimseler degildiniz.»
Celal Yıldırım
(Diğerleri), yok, sizler aslında inanmamıştınız.
Diyanet Isleri (eski)
Onlar da şöyle derler: 'Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz.'
Fizilal-il Kuran
Onlar da şöyle derler: «Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz.»
Gültekin Onan
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler inançlılar / inançlı olmuşlar değildiniz."
Hasan Basri Çantay
(Metbu'ları da:) «Hayır, siz (esasen) îman ediciler değildiniz», derler,
Hayrat Nesriyat
(O reisler ise) derler ki: 'Bil'akis, (siz zâten) mü’min kimseler olmamıştınız.'
Ibni Kesir
Onlar da derler ki: Hayır, siz zaten iman edenler olmamıştınız.
Muhammed Esed
Ötekiler, "Hayır" diyecekler, "aslında siz kendiniz imandan zerre kadar nasip almamıştınız!
Ömer Nasuhi Bilmen
Metbû bulunanlar da derler ki: «Hayır. Siz mü'min kimse olmuş değildiniz.»
Ömer Öngüt
Dediler ki: "Hayır! Zaten siz inanan kimseler değildiniz. "
Şaban Piriş
Diğerleri de derler ki; -Hayır, siz inanan kimseler değildiniz.
Suat Yıldırım
(29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."
Tefhim-ul Kuran
(Diğerleri de:) «Hayır» derler. «Zaten sizler mü'min olanlar değildiniz.»
Ümit Şimsek
Diğerleri de 'Siz zaten inanmamıştınız ki,' diye cevap verirler.
Diyanet Tefsiri
Militan örgüt mensuplarının, yaşadıkları hezimet ve dağılma sürecinin ardından birbirine düşmeleri, birbirlerini suçlamaları gibi inkârcıların da dünyadaki sapkınlık ve haksızlıklarının bedelini ödeme noktasına geldiklerini görünce birbirlerini nasıl suçlayacakları anlatılmaktadır. Taberî (XXIII, 48-49), İbn Atıyye (IV, 469) gibi bazı müfessirler, burada suçlayanların inkârcılar, suçlananların da onları hak yoldan saptıran görülmez varlıklar (cinler, şeytanlar) olduğunu ileri süren rivayetlere itibar etmişlerdir. Ancak çoğunluğun yorumuna göre suçlayanlar sıradan inkârcılar, suçlananlar da onların liderleri konumunda olanlardır. Sözlükte “sağ taraf” ve “and” mânalarına gelen âyet metnindeki yemîn kelimesinin kullanımdaki değişik anlamları nedeniyle 28. âyet farklı şekillerde yorumlanmıştır (bk. Zemahşerî, III, 299). Bizim de tercih ettiğimiz bir yoruma göre eski Arap kültüründe sağ taraf uğurlu, sol taraf uğursuz sayılır, bir şeyin sağdan gelmesi uğur ve hayır olarak yorumlanırdı. Kur’an’da iyilerin amel defterlerinin sağ taraflarından, kötülerin amel defterlerinin de sol taraftan verileceğini bildiren ifade tarzı da (Hâkka 69/19, 25) sağ ve sol kelimelerinin gelenekteki bu simgesel kullanımına dayanmaktadır (Zemahşerî, III, 299; Râzî, XXVI, 134). Dolayısıyla âyetteki “Sağ taraftan gelirdiniz” ifadesi mecazi bir anlatım olup, “Bize hakkımızda hayırlı olacak teklifler getirdiğinizi söyler, bize karşı iyi niyetli, sureti haktan görünürdünüz; ama şimdi anlıyoruz ki gerçekte bizi kandırmış, haktan saptırmışsınız, bize kötülük etmişsiniz” anlamına gelmektedir. Hemen bütün tefsirlerde yemîn kelimesinin “and” mânasından hareketle âyetin, “İnkârcılar, kendilerini saptıran liderlerine âhirette, ‘Siz yeminler ederek bizi ayartıp yoldan çıkardınız’ diye suçlayacaklar” şeklinde anlaşılabileceği veya aynı kelimenin “kuvvet, otorite” anlamında da kullanıldığını dikkate alarak âyeti, “Bize karşı kuvvet kullanarak, üzerimizde otorite kurarak bizi haktan saptırdınız” şeklinde yorumlanabileceği de söylenmiştir. Sonuç olarak burada inkârcıların, âhiretteki âkıbetlerini görünce kendilerini saptıran önderleri suçlayacakları; onların da bu suçlamalara karşı 29-32. âyetlerdeki ifadelerle kendilerini savunacakları bildirilmektedir. Kuşkusuz âhiretle ilgili bu tasvirin yapılmasının asıl amacı, toplumların hem yöneten hem de yönetilen kesimlerini uyarmaktır. Buna göre yönetenler böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalacaklarını düşünerek despotik ve saptırıcı uygulamalardan kaçınmalıdırlar; yönetilenler de başkalarının güdümüne girmeden, onurlu bir kişilik sergileyerek, Allah’ın karşısında sorumlu tutulacakları inanç ve davranış konularında kendi iradeleriyle özgür ve bilinçli bir şekilde karar verip seçim yapmalıdırlar. 31-33. âyetlerin üslûbundan öyle anlaşılıyor ki, yönetimi altındakileri peygamberin gösterdiği doğru yoldan saptıranlar hem kendi günahlarından hem de başkalarını saptırmalarından dolayı, kezâ sapanlar da yine hem yoldan çıkmalarından hem de başkalarının uydusu olmalarından dolayı ceza göreceklerdir. Devamındaki açıklamalar, 34. âyetteki “suçlular” (mücrimîn) kelimesiyle inkârcıların kastedildiğini göstermektedir.
Kurdî / کوردی / Kürtçe
(Pêþwayan) got ku: "Ne, ji xwe hûn nebûn bawermend."
Sahih International / English / Ingilizce
The oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers,
M.Pickthall / English / Ingilizce
They answer: Nay, but ye (yourselves) were not believers.
Muhsin Khan / English / Ingilizce
They will reply: "Nay, you yourselves were not believers.
Yusuf Ali / English / Ingilizce
They will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith!(4053)
Shakir / English / Ingilizce
They shall say: Nay, you (yourselves) were not believers;
Dr. Ghali / English / Ingilizce
They say, "No indeed, but you were not believers.
Albanian / Shqip / Arnavutça
Ata (paria) u thonë: “Jo, ju vetë nuk ishit besimtarë.
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice
(Başçıları) deyəcəklər: “Xeyr, siz (Allahın vəhdaniyyətinə) inanmırdınız.
Bosnian / Bosanski / Bosnakca
"Nismo" – odgovoriće – "nego vi niste htjeli vjerovati,
Bulgarian / Български / Bulgarca
Ще кажат [съдружаваните]: “Не, вие не вярвахте.
Chinese / 中文 / Çince
那些人說G「不然!你怞菑v鴩茪ㄛO信道者,
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince
那些人说:�不然!你们自己原来不是信道者,
Czech / Česky / Çekçe
A odvětí jim: "Nikoliv, vy jste nevěřili
Dutch / Nederlands / Hollandaca
En de verleiders zullen antwoorden: Neen! gij waart veeleer geene ware geloovigen;
Farsi / فارسی / Farsça
(سرد مداران در پاسخ) گویند:« بلکه، شما خودتان مؤمن نبودید (تقصیر ما چیست؟!)
Finnish / Suomi / Fince
Toiset vastaavat: »Ei, te ette olleet uskovaisia,
French / Français / Fransızca
"C'est vous plutôt (diront les chefs) qui ne vouliez pas croire.
German / Deutsch / Almanca
Sie werden antworten: "Nein, so war es nicht. Ihr wart selbst nicht gläubig.
Hausa / Hausa Dili
Suka ce: "Ã'a, ba ku kasance mũminai ba.
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce
Pemimpin-pemimpin mereka menjawab: "Sebenarnya kamulah yang tidak beriman".
Italian / Italiano / Italyanca
Risponderanno: «Voi piuttosto, non eravate credenti:
Japanese / 日本語 / Japonca
すると他方は言う。「いや,あなたがたは,(もともと)信者ではありませんでした。
Korean / 한국어 / Korece
아니라 너희 스스로가 믿음 이 없었노라
Malay / Bahasa Melayu / Malayca
Ketua-ketuanya menjawab: " (Tidak!) Bahkan kamulah sendiri tidak mahu menjadi orang-orang yang beriman!
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili
അവര്‍ മറുപടി പറയും: അല്ല, നിങ്ങള്‍ തന്നെ വിശ്വാസികളാവാതിരിക്കുകയാണുണ്ടായത്‌.
Maranao / mәranaw
Ismbag iran: "Kna, ka da kano mabaloy a miyamaratiyaya!"
Norwegian / Norsk / Norveççe
Disse svarer: «Nei, dere var så allikevel ikke troende.
Polski / Polish / Polonya Dili
Ci powiedzą: "Nie, przeciwnie, wy nie byliście wierzącymi
Portuguese / Português / Portekizce
Responder-lhes-ão (seus sedutores): Qual! Não fostes fiéis!
Romanian / Română / Rumence
Noi nu am avut nici o împuternicire asupra voastră, ci voi aţi fost un popor ticălos.
Russian / Россия / Rusça
Они ответят: "О нет! Вы сами не были верующими.
Somali / Somalice
Waxay dhaheen madaxdii ma aha ee idinkaan mu'miniin ahayn.
Spanish / Español / Ispanyolca
Dirán: «¡No, no erais creyentes!
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili
Watasema (wakubwa): Bali nyinyi wenyewe hamkuwa Waumini.
Svenska / Swedish / Isveççe
[Och de andra] svarar: "Nej, ni var människor utan tro.
Tatarça / Tatarish / Tatarca
Олугълары әйтерләр: "Сез үзегез хак мөэмин булмагансыз, әгәр Коръән сүзләренә ышанган булсагыз, безгә иярмәгән булыр идегез.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili
พวกเขา (หัวหน้า) กล่าวว่า “เปล่าดอก ! พวกท่านต่างหากที่ไม่ยอมศรัทธา”
Urdu / اردو / Urduca
وہ کہیں گے بلکہ تم ہی ایمان لانے والے نہ تھے
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe
Улар: «Йўқ! Сиз ўзингиз мўмин бўлмаган эдингиз.
Bengali / বাংলা / Bengalce
তারা বলবে, বরং তোমরা তো বিশ্বাসীই ছিলে না।
Tamil / தமிழர் / Tamilce
("அப்படியல்ல!) நீங்கள் தாம் முஃமின்களாக - நம்பிக்கை கொண்டோராய் - இருக்கவில்லை!" என்று அ(த்தலை)வர்கள் கூறுவர்.