يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
Yu/feku ‘anhu men ufik(e)
1
yû’feku
çevrilir, döndürülür
2
an-hu
ondan
3
men
kim, kimse
4
ufike
döndürüldü
Diyanet Isleri
Ondan (Peygamber’den) çevrilen çevrilir.
Elmalılı (sadelestirilmis - 2)
Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
Elmalılı (sadelestirilmis)
Ondan çevrilen çevrilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ondan çevirilen çevrilir
Diyanet Vakfı
(7-9) İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
Abdulbaki Gölpınarlı
Ondan saptırılan, saptırılmıştır.
Adem Uğur
Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
Ahmed Hulusi
Çevrilmiş kimse Ondan döndürülür!
Ahmet Tekin
Akıllarını kullanma ve düşünme zaafı olanlar, bu çelişkili sözler yüzünden, bâtıla, küfre döndürülüyor.
Ahmet Varol
Ondan çevrilen çevriliyor.
Ali Bulaç
Ondan çevrilen çevrilir,
Ali Fikri Yavuz
Peygamber ve Kur’an’dan çevrilen çevrilir.
Bekir Sadak
Bundan, donebilecek kimseler dondurulur.
Celal Yıldırım
Ondan çevrilebilen kimse çevrilir.
Diyanet Isleri (eski)
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
Fizilal-il Kuran
Çevrilen, ondan çevriliyor.
Gültekin Onan
Ondan çevrilen çevrilir,
Hasan Basri Çantay
Ondan döndürülen kimseler döndürülür.
Hayrat Nesriyat
Ondan (Kur’ân’dan) çevrilen, çevrilir.
Ibni Kesir
Ondan döndürülen kimseler döndürülür.
Muhammed Esed
Bu konuda (gerçeğe) aykırı görüşleri savunan, (yalnızca) kendini aldatır!
Ömer Nasuhi Bilmen
(9-10) Ondan döndürülen kimse, döndürülür. O (muhtelif sözlü) yalancılar kahrolsunlar.
Ömer Öngüt
Ondan döndürülen kimseler döndürülür.
Şaban Piriş
Ondan çevrilen çevrilir.
Suat Yıldırım
Oysa bu dâvetten, ancak aklı çarpılmış olan kimse çevrilip vazgeçirilir.
Tefhim-ul Kuran
Ondan çevrilen çevrilir,
Ümit Şimsek
Ancak haktan döndürülenler hesap gününe iman etmekten saptırılır.
Diyanet Tefsiri
Kâinattaki muhteşem düzenin bir parçası olan göğün bâriz bir özelliği üzerine yemin edilerek inkârcılar tutarlı düşünmeye davet edilmektedir. Ardından, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul ettikleri halde, sıra O’nun çağrısına uymaya gelince dürüst davranmayan, bunu geleneklerine ve çıkarlarına aykırı gördükleri için peygambere ve onun bildirimlerinde merkezî bir yere sahip olan hesap gününe inanmaya yaklaşmayan yalancı ve gafillerin âhirette karşılaşacakları azabın ne kadar çetin olacağına dair bir tasvire yer verilmektedir. Astronomi yazarları, gökyüzünü incelemek ve amatör bir astronom olmak için –genellikle sanılanın aksine– bir teleskopumuzun olması gerekmediğini hatırlatıp başlangıçta gereken tek şeyin gözlerimiz ve açık bir gökyüzü olduğunu belirtirler. Bu hususta özel bir konuma sahip olan Kur’an’ın ilk muhatapları için gökyüzünü gözlemek günlük hayatın tabii bir parçasını oluşturuyordu. Yılın büyük bir kısmında gökyüzünün berrak olması, güneş ve yağmur gibi etkenlerden korunma zamanları dışında hayatın genellikle açık mekânlarda geçmesi onları özellikle geceleri gökyüzünü ve gök cisimlerini dikkatle incelemeye yöneltiyordu. Nitekim Arap edebiyatında bu durumun etkileri açık biçimde görülmektedir. İşte Mekke döneminde inen birçok sûrede olduğu gibi burada da bazı önemli uyarılar yapılırken 7. âyette göğe yemin edilmiş ve muhatapların bunlar üzerinde daha bir dikkatli düşünmeleri gerektiği ima edilmiştir. Kuşkusuz bu imkân belirli bir dönemin ve coğrafyanın insanlarıyla sınırlı olmayıp Kur’an’ın verdiği ipuçlarından yola çıkacak herkes için ve özellikle bilimsel bilgiye erişme kolaylığına sahip olanlar için fazlasıyla mevcuttur. 7. âyette göğün sıfatı olarak geçen, “Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu” diye tercüme ettiğimiz zâtü’l-hubük tamlaması değişik şekillerde açıklanmıştır. Bu tamlamada geçen hubük kelimesinin kök anlamı “sıkı bağlayıp sağlamlaştırmak; kumaşı sıkı, sağlam ve güzel bir biçimde dokumak”tır. Hubük, “habîke” veya “hıbâk”ın çoğuludur. Birincisi, “özenle ve sanatkârâne dokunmuş, yol yol, hâreli kumaş” demektir. Hıbâk da “rüzgârın tatlı esintisiyle denizde veya kumda meydana gelen dalga ve kıvrım” anlamına gelir. Saçların çok kıvırcık olması veya ondüle yapılması sebebiyle görülen dalgalanmalar için de (“hıbâk”ın çoğulu olan) “hubük” kelimesi kullanılır. Halkaları yol yol örüldüğünden dolayı zırh bu kökten gelen “mahbûke” sıfatıyla nitelenir. Çoğu müfessirler bu kelimenin “hâreli, yol yol, örgülü” anlamı içermesinden dolayı göğün sıfatı olan zâtü’l-hubük tamlamasına “düzgün yollara sahip” mânasını vermişlerdir. Bu gruptaki müfessirlerin bir kısmı bu ifadeyi yıldızların yörüngeleri, gökyüzünde yıldızlar sebebiyle oluşan şekiller veya galaksiler (gök adaları) şeklinde yorumlarken, bir kısmı da bununla irfana götüren; yüce yaratıcının birlik, kudret, ilim ve hikmetine delâlet eden yolların kastedildiği yorumunu yapmıştır. Sahâbe ve tâbiîn dönemi müfessirlerinin birçoğu ise bu tamlamaya, “düzgün ve güzel yaratılışlı” ve “sağlam yapılı” anlamlarını vermişlerdir. Bazıları da hubükten maksadın yıldızlar olduğu ve bunların göğü bir nakış gibi süslediğine işaret edildiği kanaatindedir. Bütün bu yorumlar dikkate alınarak 7 ve 8. âyetlerin içerdiği mesaj şöyle ifade edilebilir: Türlü gök cisimleri, sistemleri ve bunlara ait hareket düzenleriyle semâ çok sağlam, ince ve sanatkârane bir denge içermekte, akıl almaz bir âhenk içinde varlığını koruyan bu çeşitlilik ve güzellikler kuşkusuz tek bir kudreti işaretlemektedir. Şu halde insanlara yaraşan da farklılık ve çoklukların içinden birliğe ulaşabilmek, birbirini tutmayan söz ve davranışlardan kaçınmak, bunun tabii sonucu da yalnız ve yalnız tek Tanrı’ya kulluk etmektir. Dikkat edilmelidir ki 8. âyette tenkit edilen ve kınanan husus, farklı metotlar izlemek ve farklı görüşlere sahip olmak değil, müşriklerin bir yandan göklerin ve yerin Allah tarafından yaratıldığını söylerken diğer yandan putlara tapmaları, bir yandan öldükten sonra dirilmeyi inkâr ederken diğer yandan putların ileride kendilerine şefaat edeceklerini umarak ölüm sonrası hayatı kabul anlamına gelen bazı tavır ve uygulamalar içinde olmaları, bir yandan Resûlullah’ın güvenilirliğini, erdemlerini kabul ederken diğer yandan onu vahiy alma konusunda yalancılıkla suçlamaları; üstelik bunu yaparken onun için şair, kâhin, sihirbaz ve mecnun gibi, Kur’an için de şiir, sihir ve eskilerin masalları gibi çelişkili iddialar ileri sürmeleridir. Bazı ilk dönem müfessirleri burada mümin olsun kâfir olsun bütün insanlara hitap edildiği ve bu ifadenin, “Kiminiz iman, kiminiz inkâr ediyor, kiminiz doğru buluyor, kiminiz yalan sayıyor” mânasına geldiği kanaatindedirler (Taberî, XXVI, 189-191; Zemahşerî, IV, 26-27; İbn Atıyye, V, 172-173; Râzî, XXVIII, 197-198; Elmalılı, VI, 4528-4529). 9. âyetin “doğru yoldan” şeklinde tercüme edilen ve lafzan “ondan” anlamına gelen “anhü” kısmı için değişik yorumlar yapılmıştır. Genel kabule göre buradaki “o” zamiri, Kur’an, Hz. Peygamber veya onun haber verdiği kıyamet gününün yerini tutmaktadır. Bu takdirde âyetin açıklaması şöyle olur: Hidayet çağrısına kulak tıkayan ve gönlünü kapatanlar, ön yargılı düşünenler doğru yoldan yüz çevirirler, bu sebeple hidayete eremezler. Meâlde bu yorum esas alınarak, “Çarpık düşünceli olanlar doğru yoldan başkasına yönelirler” şeklinde bir tercüme yapılmıştır. Diğer bir anlayışa göre zamir önceki âyette eleştirilen çelişkili tutumu belirtmektedir. Bu durumda mâna şöyle olur: Gönlünü hidayet çağrısına kapatmayanlar o çelişkili tutumdan çevrilir, kendilerine iman nasip olur. İbn Atıyye bu yorumu güzel bulmakla beraber âyetteki “efeke” fiilinin daima iyiden kötüye dönmeyi belirtmek için kullanıldığını hatırlatarak bunun Arap dilindeki kullanıma uygun olmadığını ifade eder (Zemahşerî, IV, 27; İbn Atıyye, V, 172-173). Burada çelişkili söz ve tavırlardan yüz çeviren, onlara kulak asmayan müminler için bir övgü bulunduğu yorumu da yapılmıştır (Râzî, XXVIII, 198); ancak İbn Atıyye’nin uyarısı bu yorum açısından da geçerlidir.
Kurdî / کوردی / Kürtçe
Ê jê (ji baweriyê) hatiye liba xistin tê liba xistin.
Sahih International / English / Ingilizce
Deluded away from the Qur'an is he who is deluded.
M.Pickthall / English / Ingilizce
He is made to turn away from it who is (himself) averse.
Muhsin Khan / English / Ingilizce
Turned aside therefrom (i.e. from Muhammad SAW and the Quran) is he who is turned aside (by the Decree and Preordainment of Allah).
Yusuf Ali / English / Ingilizce
Through which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded.(4995)
Shakir / English / Ingilizce
He is turned away from it who would be turned away.
Dr. Ghali / English / Ingilizce
Diverged therefrom whoever is diverged (from truth).
Albanian / Shqip / Arnavutça
Nga ai (besimi) zbrapset ai që ishte zmbrapsur.
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice
Ondan (Qur’andan, yaxud Muhəmməd əleyhissəlamdan) zatında dönüklük olan kimsə dönər! (Allahın əzəli elmində imandan kim dönmüşdürsə, Qur’andan və Peyğəmbərdən də elə o dönər!)
Bosnian / Bosanski / Bosnakca
od njega se odvraća onaj za kog se znalo da će se odvratiti.
Bulgarian / Български / Bulgarca
Отклонява се от него онзи, който е бил отклонен.
Chinese / 中文 / Çince
麭Q阻遏者,將被阻遏,而不得到達他。
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince
原被阻遏者,将被阻遏,而不得到达他。
Czech / Česky / Çekçe
od nichž odvrátí se ten, kdo byl odvrácen.
Dutch / Nederlands / Hollandaca
Men zal zich afwenden van dengeen, die van het ware geloof is afgekeerd!
Farsi / فارسی / Farsça
کسی که (در علم الهی از خیر ونیکی) دورنگه داشته شده است از (ایمان آوردن به) آن ( = قرآن) دورنگه داشته می شود.
Finnish / Suomi / Fince
Mutta vain se kääntyy uskosta pois, joka tahtoo kääntyä.
French / Français / Fransızca
Est détourné de lui quiconque a été détourné de la foi.
German / Deutsch / Almanca
Von der Wahrheit wird der allein abgebracht, der sich willentlich davon abbringen läßt.
Hausa / Hausa Dili
Anã karkatar da wanda aka jũyar (daga gaskiya).
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce
dipalingkan daripadanya (Rasul dan Al-Quran) orang yang dipalingkan.
Italian / Italiano / Italyanca
è maldisposto chi è maldisposto.
Japanese / 日本語 / Japonca
これ(復活の信仰)から背く者は,(真実から)背き去る者である。
Korean / 한국어 / Korece
진실로부터 멀어져 현혹된 자 마찬가지로 유흑되노라
Malay / Bahasa Melayu / Malayca
Dipalingkan daripada (perselisihan) itu orang-orang yang telah dipalingkan Allah (dengan sebab keikhlasannya mencari kebenaran).
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili
( സത്യത്തില്‍ നിന്ന്‌ ) തെറ്റിക്കപ്പെട്ടവന്‍ അതില്‍ നിന്ന്‌ ( ഖുര്‍ആനില്‍ നിന്ന്‌ ) തെറ്റിക്കപ്പെടുന്നു.
Maranao / mәranaw
Pphakatalikhodn on so taw a (andang a) piyakatalikhod.
Norwegian / Norsk / Norveççe
og noen føres i falsk lei!
Polski / Polish / Polonya Dili
Odwrócony został od tego ten, kto dał się odwrócić.
Portuguese / Português / Portekizce
As quais vos desencaminharão.
Romanian / Română / Rumence
Să fie ucişi bănuitorii,
Russian / Россия / Rusça
Отвращен от него (Мухаммада или Корана) тот, кто был отвращен.
Somali / Somalice
Iimaankana waxaa laga iilaa ruux dhumay.
Spanish / Español / Ispanyolca
Algunos son desviados de él.
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili
Anageuzwa kutokana na haki mwenye kugeuzwa.
Svenska / Swedish / Isveççe
Den som vill låta sig föras bakom ljuset har redan fått synen förvänd!
Tatarça / Tatarish / Tatarca
Ул Коръәннән кайтарылыр, ягъни качар Аллаһуның тәкъдирендә мәхрүм ителгән кеше.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili
ผู้ที่หันเหออกจากสัจธรรมนั้นเขาจะถูกให้หันเหออกจากการศรัทธา
Urdu / اردو / Urduca
اس سے وہی پھرتا ہے جو (خدا کی طرف سے) پھیرا جائے
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe
У(Қуръон)дан ким бурилса, (бир йўла) буриб қўйилур. (Қуръондан бурилиб, бошқа нарсани тутмоқчи бўлган, ҳеч қачон нажот топмабди. Чунки, бир йўла залолатга бурилиб қолган бўлади.)
Bengali / বাংলা / Bengalce
যে ভ্রষ্ট, সেই এ থেকে মুখ ফিরায়,
Tamil / தமிழர் / Tamilce
அ(வ் வேதத்)திலிருந்து திருப்பப்பட்டவன் (இப்பொழுதும்) திருப்பப்படுகிறான்.